Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

BAŞTA MUHTERİS ZENGİNLER OLMAK ÜZERE HERKES CEBİNDEKİ PARA PUTUNU ÇIKARIP KIRSIN 11.4.2022 Pazartesi-Yeşilyurt/MALATYA

PDFYazdıre-Posta

ÇOK AZİZ VE MUHTEREN MİLLETİM! Hepinizin bildiği gibi Allah’tan çok sevilen her şey puttur, tağuttur. Hz. İbrahim’in Kâbe’deki putları nasıl kırıp Kâbe’yi temizlediğini hemen hemen herkes bilir. Belki bilmeyen

vardır diye kısaca anlatamaya çalışayım.

Müşrik olan toplumun kutsadığı bir bayram günü herkes bayram yerine gitmeye hazırlanıyor. İşte böyle bir şirk bayramına iştirak etmek istemeyen İbrahim (a.s), “ben hastayım,” der. Böyle bir fırsatı değerlendirip kimsenin olmadığı bir ortamda bu putların asla tanrı olamayacaklarını ispat etmek için bir fırsat yakalamak ister. Kavmi onu bırakıp gider.

İşte Kur’an-ı Kerim bu olayı şöyle anlatıyor; “Onu bırakıp gittiler. O da onların tanrılarına gizlice yönelip: “Sundukları yiyecekleri yemiyorsunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?” dedi. Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu. Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.”(Saffat Suresi, ayet,90-94)

Bu sefer diyor ki Allah’ın elçisi, “size ne oluyor? Niçin konuşmuyorsunuz?” Sonra onların üzerlerine yürüyerek sağ eliyle kuvvetlice vuruyor, o İlâh taslaklarının, tanrı ve tanrıça yutturmacalarının tamamını kırıyor ve onlardan sadece bir tanesini bırakıyor. Nihayet kavmi bayram yerinden dönüp İlâhlarının yanına gidince bakıyorlar ki, korkunç bir olay gerçekleşmiş. Koşarak İbrahim’in (a.s) yanına geliyorlar ve durumu kendisinden soruyorlar. İbrahim (a.s) onlara diyor ki:

Surenin devamında olay şöyle anlatılıyor; “İbrahim onlara şöyle söyledi: “Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır.” Putperestler: “Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın” dediler.” (Saffat Suresi, ayet,95-97)

“Şu ellerinizle yonttuğunuz, ellerinizle oluşturduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuğunuz bu şeyleri de Allah yaratmıştır,” diyerek onları düşünmeye davet etti, akıllarını erdirmeye çalıştı. “Hatta işte bakın, şu en büyükleri burada duruyor. Belki de onlara bunu bu yapmıştır, kendisine sorun,” dedi.

İşte Peygamber Efendimiz zamanına gelene kadar Hz. İbrahim (as)’ın putlardan temizlediği Kâbe yine irili ufaklı 360 tane put yerleştirilmişti. Artık onların da temizlenme vakti gelmişti. Peygamberimiz (SAV) Mekke’yi fethettiği zaman ilk iş olarak Kâbe’nin içinde olan putları temizledikten sonra Kâbe’nin üstündeki en büyük putu da kırıp dağıttıktan sonra Hz. Bilal (ra) Hazretlerini Kâbe’nin üstüne çıkararak EZAN-I MUHAMMEDİYEYİ OKUTMUŞTUR. Böylece Evrensel dava tamamlanmaya doğru gitmiştir.

Şimdi geldiğimiz noktada başta muhteris zenginler olmak üzere kasalarında ve ceplerinde taşıdıkları NİSA, MASA VE KASA PUTLARINI KIRMALARI GEREKİYOR.

Muhteris zenginLER İLE makam mevki peşinde koşanlar! Dünyada cennet yoktur. CenNeT ahirettedir. burada hakkın olmayan şeyleri alınca orada borcunu ödersiniz. burada verdiyseniz ahirette karşılığını MÜKÂFAT olarak alırsınız.

Hz. İbrahim (as) ile Peygamber Efendimizin Kâbe’yi temziledikleri gibi sizde cebimizdeki nisa-kasa ve masa putlarını atarak temizleyin.

Eskiden HURİ’Yİ CENNET’TE arayan Müslüman, artık HURİ’Yİ PODYUMLARDA arıyor.! Lâmı-cimi yok, biz makam-mevki, mal-para görmeye başladığımızdan beri adım adım dünyevileştik.

Dünyevi ölçüde de lükse ve gösterişe meylettik...Marka giyiyor, görkemli arabalara biniyor, imkânımız varsa yalılarda filan oturuyor, saraylarda düğün yapıp Dubai’deki yedi yıldızlı otelde balayımızı geçiriyoruz.!

Eskiden ahirette kavuşacağımıza inandığımız tüm nimetlere fani dünyada ulaşmayı kafamıza koymuş gibi itişip kakışarak para kazanmaya çalışıyoruz!

“Helâl-haram ver Allah'ım, rezil kulun yer Allah'ım!” havasına girdik! Pek farkında değiliz, ama *cebimiz doldukça ruhumuz boşalıyor.

Peygamber Efendimiz (SAV) bir hadisinde mealen; “…Tüccar, rızkı bekliyor. Karaborsacı ise laneti bekliyor.” Camiüs-Sağir) Doğru sözlü ve kendisine güvenilen tüccar âhirette peygamberler, Sıddîkler ve şehitlerle beraber olacaktır.”(İbni Mâce, Ticaret: 1)

Başka bir Hadis meali de şöyle; “Cennetin kapısını ne ile çalalım?” diye soran Hz. Aişe (r.a.)’ye “Aç ve susuz kalmakla. Az yemek marifetin kapısı, marifet de cennetin yoludur” buyuran Resuller Resûlü Efendimiz’e uyacağız. (İmam Gazâli, Kimyâ-yı Saâdet, cilt:2, s. 490) Ebu Zer Gıfâri Hazretleri gibi aç olarak varmaya tâlibiz.

Hassasiyetlerimiz “zaman aşımı”na uğramış gibi: “Zaman sana uymazsa sen zamana uy”* anlayışı içinde yaşıyoruz! Düne kadar kravat takmayan, hanım eli sıkmayan, takkesiz namaz kılmayan dikkatimize bir haller oldu...

“Pozisyon gereği” Batılılaşıp laikleştik! Alacağımız son pozisyonun toprağa yanak dayamak olduğunu bile bile dikkatimizi maddiyata kurban ettik. Nasılsa, “Ümmete haram olan Mehmed’e helâl mi?” diye kükreyecek bir Molla Gürani’miz de yok.! Çünkü dünyevileştiğimiz ölçüde o “yürek adam”ları da kaybettik!

BİR DEFA DAHA SÖYKKLÜYORUM BURA HAKSIZ YERE ALIRSAN ORADA VERİRSİN. BURA VERDİYSEN ORADA ALIRSINIZ. MAL ÇOK OLMAYLA ÇOK YENİLMİYOR. NİCE ZENGİNLER GÖRDÜM 50 SENE BOYUNCA HAŞLANMIŞ TUZSUZ PARTATES İLE TUZSUZ YAĞSIZ YULAF ÇORBASI İÇEREK YAŞADILAR. EĞER SİZ BUNA YAŞAMAK DERSENİZ. SELAM VE DUA İLE.