Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

ALLAHÜMME SALLİ ÂLÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMED (SAV) 16.10.2018 Cumartesi-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

KUTLU İNSANIN KUTLU DOĞUMUNUN 1450. YILI HÜRMETİNE

ALLAHÜMME SALLİ ÂLÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMED! O HEM SURETEN HEM DE SÎRETEN GÜZELDİ. ÇÜNKÜ O’NU BİZZAT RABBİ TERBİYE ETMİŞ VE O’NUN AHLAKI KUR’AN İDİ. GELDİĞİMİZ NOKTA DA ÜMMETİN, SENİN VE BENİM AHLAKIMDAN NE HABER!

Nebilerin doğumunun, sadece Müslümanlarca değil fakat diğer ümmetlerin; milletlerin nazarında da önemli bir yeri vardır. Bir muayyen nebinin doğumunun ise, kendisinin

ümmeti olanlar için özel bir anlamı vardır. Bizim bütün nebilerin, Kur'ân'da zikredilenlerin tamamının bile, doğumları ile ilgili olan harikulade olayları bilmemiz imkânsızdır. Bunun için burada sadece üç peygamberle ilgili bilgileri nakletmekle yetineceğiz.(Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, İslâm Tarihine Giriş, Beyan Yayınları, İstanbul, 1999: 41)

Şimdi Hz. Peygamberimizin (a.s.) doğuşunda nelerin mucize olarak meydana geldiğini görelim:

Siyer kitaplarında şu kıssa yer alır:

Hz. Peygamberimizin (a.s.) doğumundan haftalar öncesi, babası Abdullah vefat etmişti. Doğum anı gelince, evde Âmine'den başka kimse yoktu. Hiçbir kimseye haber verilmediği halde, Âmine, doğumda kendisiyle beraber olmak üzere, bazı kadınların geldiğini gördü. Bu gelen kadınların hiçbirini de tanımıyordu. Birine kim olduğunu sorunca, "Asiye'yim", diğerine sorunca "Meryem'im" dedi. Diğerleri de eski devirlerdeki büyük hanımların isimlerini söylemişlerdi. Doğum anında bir saf melek geldi. Kitaplar, bu meleklerin kanatları olduğunu zikreder. Melekler kanatlarını açtılar ve doğum anında hiç kimsenin, Amine'nin avret yerini görmemesini temin ettiler ve oğul böylece doğdu. Ana dünyaya getirdiği bebeğini ilk gördüğünde, çocuğu başı yerde secde ediyordu. Bir parmağını da yukarı doğru kaldırmış, sanki "Eşhedü en lâ ilahe illallah" (Allah'tan başka ilâh olmadığına Şehadet ederim) diyor gibiydi. Birkaç dakika sonra bulut gelip çocuğu örttü. Bulutun içinden, "çocuğu yıkayın" vs. gibi, yeni doğan çocuğa neler yapılıyorsa onların yapılmasını emreden sesler geldi. Bir zaman sonra bulut gidince, Âmine validemiz, çocuğun bir kumaşa sarılmış olduğunu ve kendisinden, yıkanmış çocuktan suyun damladığı gibi, suların damladığını görüyordu; sanki çocuk yıkanmış ve sarılmıştı. Bir diğer bulut gelip çocuğu örttü. Bulut içinden şöyle bir ses geldi; "Çocuğu götürün, yerdeki bütün mahlûklar, hayvanlar vs. O'nu görsün. Çocuğu göklere çıkarın, göklerdeki melekler vs. bütün mahlûkat O'nu görsün; çocuğu sulara götürün, sulardaki bütün mahlûkat, balıklar vs. O'nu görsün;   zira O, onların nebîsidir, bütün mahrukatın O'nu bilmesi lâzımdır." Çocuk annesinin gözü önünden kayboldu. Bir müddet sonra bulut ve çocuk geri geldi; melekler çocuğu alıp geri getirdiler. Bu hususla ilgili olarak zikredilen başka kıssalar da mevcuttur. Fakat biz Peygamberimizin doğumuyla ilgili olarak tecelli eden mucize kabilinden olanlar üzerinde duruyoruz. Peygamberimizin doğumu sırasında İran, Bizans vs. gibi diğer memleketlerde de mucizeler hâsıl oldu. Bu olaylar siyer kitaplarında geniş olarak anlatılmıştır.

Cümle zerreti cihan (bütün yaratıklar) ismini işittiğinde Size salâvat getirirken ben niye böyle Sizden habersiz yaşıyorum? Sizden habersiz yaşamaya yaşama denir mi?

Hilkatin Fatiha’sı, Nübüvvetin Hâtimesi, insaniyetin melce-i, hürriyet ve adâletin bânisi, ins-ü insaniyetin melce-i, hürriyet ve adâletin bânisi, ins-ü Cinnin Peygamberi, Mahkeme- KübranınŞefâat Tâcı, Sidre-i Müntehanın husûsi misafiri, mekârimi ahlâkın mütemmimi, İmam-ül Haremeyn, Resûlüssakaleyn mütemmimi, İmam-ül Haremeyn, Resûlüssakaleyn, Ceddül Haseneyn'in güzelliklerinden bir demet sunuyor...

Süleyman Çelebi O’nu şöyle karşılamıştır:

“Yâradılmış cümle oldu şâdümân
Gam gidûp âlem yenîden buldu cân
Cümle zerrat-ı cihânidûb nidâ
Çağrışûben dediler kim merhabâ
Merhabâ ey âli sultânmerhabâ
Merhabâ ey kân-ı irfan merhabâ
Merhabâ ey sırr-ı Furkânmerhabâ
Merhabâ ey nûrurâhmanmerhabâ
Merhabâ ey bülbül-i bâğ-ı Cemâl
Merhabâ ey âşinâ-yi Zülcelâl
Merhabâ ey cân-ı bâki merhabâ
Merhabâuşşâkâsâkimerhabâ
Merhabâ ey cân-ı cânanmerhabâ
Merhabâ ey derde dermânmerhabâ
Merhabâ ey cümlenin matlâbu sen
Merhabâ ey Hâlikınmahbâbu sen
Merhabâ ey Pâdişah-i dûcihân
Senin için oldu kevnîle mekân
Merhabâ ey rahmetenlil-âlemîn
Merhabâ sensin şefîa'l-müznibîn
Ey gönüller derdinin dermânı sen
Ey yarâdılmışlarınsultânı sen
Sensin ol sultân-i cümle enbiyâ
Nûr-i çeşm-i evliyâvüasfiyâ
Yâ habîballâh bize imdâdkîl
Son nefes didârın ile şâd kîl.”

Kurtulanlar bu kapıda kurtuluşa erdiler. İnsanlar muradına bu kapıda erdiler. Bu kapı kıyamete kadar da kurtuluş kapısı ve yolu olacak. Ancak bu kapıya gelirken diğere kapılardan uzak olmak ve hayatımızı bu kapıya göre düzenlemek gerekir. Eğer hayatımızı bu kapıya göre düzenlemez isek adımızın Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin, Ayşe Fatma vs olması bize bu kapıda herhangi bir avantaj sağlamaz. Adımızın ötesinde Ona aile bağımızla bağlı iken, gönül bağı ile bağlı olmasak yine bize fazladan bir getiri sağlamaz. Tıpkı Onun amcaları Ebu Cehil ve Ebu Leheb’e bir getiri sağlamadığı gibi…Belki biz ve bizim gibiler akraba olarak Ondan çok uzak olabiliriz. Tıpkı Selman’ı Farisi ve Bilal-i Habeşi gibi…Ama bizde Hz. Selman gibi,Hz. Bilal gibi hayatımızı O’nun hayatına göre düzenlersek o zaman biz O’nun en yakınlarından oluruz.

O halde O’nu tanımak, Onun gibi yaşamak çok büyük ve önemli bir konu. Bu hususta neler yazılmadı, neler dile getirilmedi ki!...Gönül verenler, kalplerinin duyduğu ve dillerinin döndüğü kadarı ile onu anlamaya, tanıtmaya çalışmışlar ve böylece gerçek hayatını yaşama yoluna koyulmuşlardır.

Ben idama hazırlanan mahkûmlar gibi boynumda bir ip… Ayağımda zincir
elim kolum bağlı sevdim seni! Ya Rasulullah!

Gönüllerin saadet sermayesi, âşıkların göz aydınlığı ve irfan Cennetlerinin Tûbalarından bir dal... Hem öyle bir dal ki, uçlarında hakikat ışıkları yanmaktadır....

Hoş Amedî! Hoş Amedî (Hoş geldin! Hoş geldin!) İyi ki geldin. Sen gelmeseydin Allah’ın merhametinden haberimiz olmayacaktı. Merhamet olmayınca bugünkü gibi zülüm her yeri kaplayacaktı. Bizler ne hurma ağacının ağlamasını duyabilecektik, ne ayın ikiye bölündüğünden haberdar olacaktık.

Allah’a şükürler olsun, O’nun kutlu doğum yıldönümü münasebetiyle ülkem ve İslam âlemi bir haftalığına da olsa o iklimi yaşayıp “GÜLLÜK-GÜLİSTANLIK” olacaktır. İNŞAALLAH! KUTLU DOĞUM HAFTANIZI TEBRİK EDERİM. RABBİM DÜNYADA REHBER EDİNMEYİ, AHİRETTE ŞEFAATİNİ NASİP EYLESİN! ÂMİN.