Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

ATALARIMIZ BİR MIH BİR NALI BİR NAL BİR NAL BİR ATI BİR AT BİR KOMUTANI BİR KOMUTANDA BİR ORDUYU KURTARIR… Cumartesi-Yeşilyurt/MALATYA

PDFYazdıre-Posta

Siyasi bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur. Ekonomik yönde bağımsız olmayan bir devlet veya millet siyasi yönde bağımsız olamaz. Ekonomi ile siyaset atbaşı gider. Bunun yakın tarihimizde en bariz iki örneği var.

Birisi 20 Temmuz 1974 yılında KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI SONRASI AVRUPA VE AMERİKANIN BİZE UYGULADIĞI SİLAH

AMBARGOSUYDU. 1974’ten 1980 yılına kadar TSK mühimmat tedarikinden oldukça zorlanmıştı.

2. Bariz örnek 15 Temmuz 2016 Cuma günü ülkeyi işgale yeltenen Fetö silahlı terör örgütünün işgali püskültülüp sorumlular derdest edilp içeri atıldıktan sonra onların artıkları Suriye topraklarında bizi hergün attıkları roketlerle taciz etmişlerdi. Daha 15 Temmuzun sıcağı geçmemişken TSK Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı operasyonlarıyları icra etti. Eğer bizim savunma sanayi ordumuza lazım olan mühimmatı imal etmeseydi ordumuz o harektleri nasıl icra edecekti. Koskoca Devleti Aliyye’yi Osmaniye’yi "Arzı Mevud" yani büyük İsrail için paramparça eden siyonist akıl ve sermayenin binlerce yıllık kadim hayallerini başlarına geçirdik! Üstelik  bunlar henüz iyi günleri, gargat ağaçlarının arkasına saklanacakları günler de çok uzakta değil biiznillah..

İşte Cumhuriyetin kuruluşundan önce başlayıp cumhuriyet kurulduktan sonra bütün "köşe başları"nın Sebataistler, Masonlar, Lions'lar, Rotarienler, Bilderbergçiler ve azınlık dönmeler tarafından tutulduğu bir ülkede, olayları değerlendirirken, geleceğe yatırım yaparken bu faktörleri göz ardı etmemek gerekir. Aksi takdirde bu ülkede işlerin neden bir türlü yolunda gitmediğini anlamakta zorluk çekersiniz....

Amerika ile beraber Türkiye üzerinde hesabı olan batılı ülkeler ile Rusya, İran ve BAE bile bunlara her türlü desteği verdiği bizzat bebek katili Apo ifadesinde tek tek anlatmıştır. İşte sabrın da bir sınırı var. Ve bu sınır önce “SINIR ÖTESİ” hareketlerle yol açıldı. Arkasında “FIRAT KALKANI’YLA” devam edildi. Daha sonra kökten çözüm için AFRİN’E “ZEYTİN DALI” adıyla hareket devam ediyor.

Atalarımız “SALÂVAT KUVVETLE” demişlerdir. Yani EKONOMİK GÜCÜN YOKSA SİYASAL GÜÇ TEK BAŞINA BİRŞEYE YARAMAZ. Bende geçenlerde Sosyal medyada şöyle bir yazı paylaştım.

Şimdi bir de kurtarma  konusuyla ile ilgili olarak Türkiye'ye bakalım. Türkiye'nin günlük petrol tüketimi 650.000 varil Kerkük ve Musul da günlük petrol üretimi 2.750.000 bin varil. Musul ve Kerkük 500.000 Starline İngiltere satıldı. Düşünün bir Porsche araba fiyatına. Ve ne yazık ki bu ihanet ülkemizde yıllarca zafer olarak kutlandı. Artık bu milletin kendisine yapılan ihaneti görme zamanı gelmedi mi? Allah'ın laneti bir tek mermi atmadan bir imza ile verenlerin üstüne olsun.

Sadece satılan veya verilen topraklar  bunlar mı? Tabii ki değil aynı şekilde Batum o zaman ki adı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği olan bugünkü Rusya'ya verildiği gibi 12 Ada Yunanistan'a bilabedel verilmedi mi?

Birde savaş sonrası Yunanistan'ın bize 4 milyar Altın frank parayı Yunanistan bize kendisi vermeyi kabul ettiği halde o günkü Lozan heyetinin başındaki zat Yunanistan'ın bu parayı ödeyecek gücü olmadığını ileri sürerek tazminatı almaktan vazgeçti.

Şimdi Yunan Kanal İstanbulu istemiyor. Onlarda  istemiyor. Yunan LibyaTezkeresine karşı çıkıyor. Onlarda karşı çıkıyor. Hani Atatürk Yunanlıları denize dökmüştü?

Arkasında LİBYA’NIN 1947 YILINDA TÜRKİYE'YE BAĞLANMAK İÇİN DİLEKÇE YAZIP, AMA KABUL EDİLMEDİĞİNİ DUYDUNUZMU HİÇ? Bu yazıyı paylaştım;

Türkiye’nin Libya’ya asker göndermesine hala içerleyen Sözde Muhalefetin utanacağı bir belge var ekte.. Konu şu, Libya’dan 18 Ocak 1947 tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye resmi olarak gönderilmiş bir dilekçe var. Dilekçeyi gönderen kişi Libya adına Muhammed Hassan Amir.. Muhammed Amir Hassan kim derseniz, Kral İdris Senusi gibi, senusi aşiretindendi ve Bingazi Hükümeti Başbakan yardımcısı’ydı.

Belge’de aynen şöyle yazmaktadır:

Türkiye Cumhurbaşkanı/Ankara

Sadakat duygularımızı teyid eder ve Libya’nın Türkiye’ye ilhakına taraftar bir parti kurulmasına müsaadelerini niyaz eylerim. İmza: Muhammed Hassan Amir

Tercüme eden:/Abdüsselem Busayri/22 Ocak 1947”

Libya, İtalya işgalinden sonra Türkiye’ye bağlanmak için yoğun çabada bulunmuş ama ne yazıkki kabul görmemiş. Hatta evraktada yazdığı gibi, bu amaçla bir de parti kurulmuş. Kurulan parti 1950’lerde Türkiye’den gerekli ilgi ve desteği görememesi nedeniyle kapanmış. 1947 Yılında Libya'nın bize bağlanma talebini görmezden gelen inönü, 1948 Yılında Kurulan Terör Devleti İsraili ilk tanıyan olmuş.. Yetmemiş İsrailin kuruluş tarihi olan 24 Nisan için Resmi Tatil ilan ederek, okullar tatil edilmiştir. (1972 Takvimi 24 Nisan Sayfası) Kaddafi döneminde Petrol zengini olan bu ülke, Bize bağlanmak için yalvarırken kabul etmemek ne büyük bir hatadır, anlamak mümkün değil.. Türkiye sevgileri o kadar fazlaymışki, 1949’da bağımsızlığını yeni kazanan Libya’nın ilk Başbakanı Osmanlı tarafından Konya Kadınhanı'ndan, Libya’ya yerleştirilen Köroğlu (Kuloğlu) Türkleri’nden Sadullah Koloğlu’dur. Türk asıllı olduğu için, bari sen Başbakan ol ve Türkiye’yle aramızda köprü görevi olursun demişler. 2013 yılında vefat eden Futbolcu ve Spor yazarı Doğan Koloğlu ve 17 Nisanda Ölen Yazar Orhan koloğlu’nun babası olur Eski Libya Başbakanı Sadullah Koloğlu… KAYNAK: Cumhurbaşkanlığı İsmet İnönü Arşivi”nden.

Eğer Libya 1947 yılından itibaren Türkiye’ye bağlansaydı sizce ne olurdu? Bugün Libya’nın günlük petrol üretimi BİR MİLYON VARİL. Yukarıda söylediğim gibi Türkiye’nin bugün petrol ihtiyacı 650 bin varil. Kaldıki eğer Libya Türkiye’ye bağlansaydı Libyada bunca savaş olmazdı. Libya Türkiye’ye bağlansaydı Türkiye bugün sadece Libya’da çıkardığı petrolüüden 350 bin varil ihraç edecekti. 2750000 (İKİ MİLYON YEDİ YÜZ ELLİ BİN) VARİL de Kerkük ve Musulda çıkan petrolü ihraç edecekti. Türkiye petrol ihtalatı yapan değil petrol ihraç eden ülke olacaktı. Ve Türkiye günlük 3.100.000 (ÜÇ MİLYON YÜZ BİN ) Varil petrol ihraç etmiş olacaktı. Petrolün bugünkü varil fiyatı 43 dolar olduğuna göre Türkiye günlük 133.300.000 (YÜZ OTUZ ÜÇ MİYON ÜÇ YÜZ BİN) Dolar kazanacaktı. Aylık 3.999.000.000 (ÜÇ MİLYAR DOKUZ YÜZ DOKSAN DOKUZ) dolar gelir elde etmiş olacaktı. 5 Aralık 2020 Cumartesi günü dolar kuru 7.81 Tl olduğuna göre aylık 31.232.190.000 (OTUZ BİR MİLYAR İKİ YÜZ OTUZ İKİ MİLYON YÜZ DOKSAN BİN) Lira gelirimiz olacaktı.

Başınızı rakamlarla şişirmeyeyim diye 3.999.000.000x12= 47.988.000.000 (KIRK YEDİ MİLYAR DOKUZ YÜZ SEKSEN SEKİZ MİLYON) Dolar ediyor. Yuvarlak hesap 48 milyar dolar diyelim. Türkiye yıllık petrol ithalatı 45 milyar dolar. Eğer Kerkük-Musul satılmayıp Libya türkiye’ye bağlansaydı bu 45 milyar dolarda hazinede kalacaktı. 48+45=93 milyar ediyor.

Adana Şehir Hastanesi 1550 yataklı ve 430 milyon Euro’ya yapıldı. Bir hasta yatağı 27478 Euro’ya mal olmuş. Bugün 1 Euro 9.81 Lira olduğuna göre 2728X1.25=3426 Dolara mal olmuş oluyor. Demek ki şartlar istediğimiz gibi olsaydı bugün biz petrol ihracatından dolayı o zaman biz şimdiye kadar hey ay Adana şehir hastanesi büyüklüğünde 9 ilimize böyle hastane yapardık. Bir seneden bütün şehirlerimiz bu modern hatanalere kavuşurdu.

Öte yanda ödemeler dengesi açık vermediği için canı sıkılan küresel faizciler ikide bir doalrın ayarıyla oyanyamazlardı. Çünkü 50 seneden beri her sene Hazineye 93 m,ilyar dolar para girerdi. Ve bugün itibarıyla Hazinemizde 4.650.000.000.000 (DÖRT TRİLYON ALTI YÜZ ELLİ MİLYAR) DOLARIMIZ OLACAKTI. Ve Türkiye dünyanın süper gücü olacaktı. Asgari ücret 2600 Tl yerine 5200 TL olurdu. Belki de Türkiye aya bile uydu gönderirdi. BAŞTA İNSANIMIZ OLMAK ÜZERE DÜNYADAKİ FAKİR-FUKARA-GARİB- GURABA-YETİM-YETEMA AÇ KALMAZDI.

Daha sonra da İTİBAR TEVDİİ VE TAZMİNAT” diye bir yazı paylaştım. İşte yazı;

Çok değerli kardeşlerim gerek istiklal mahkemelerinde gerekse daha sonraki yıllarda CHP zihniyetinin hukuk adına yaptığı zulümleri mahkemelere taşıyıp önce bu kararların haksız olarak verildiğini ispatlayarak itibarlarını verilmesini sağlayalım. Tıpkı 1989 yılında tekrar yargılanıp suçsuz oldukları mahkeme kararıyla beraat edip itibarları verildiği Şehid Adnan Menderes ve arkadaşları Farın Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan gibi beraatlarını sağlamalıyız.

Beraatları sağlandıktan sonra yüzbinlerce insanın varisleri CHP tüzel kişiliğine tazminat davalarını açtırmalıyız. Davaları kazandıktan sonra tazminatları CHP'NİN ortağı olduğu İŞ Bankasının gelirinden alabilirler. Böyle bir işi yapmak mümkün mü? Diye soracak olursanız geçmişte Adolf Hitler'in Almanya'da Yahudileri fırınlarda yakması sonucu bugün Alman devleti Yahudilere her yıl düzenli tazminat ödüyor.

Memleketimizde 29 Nisan 1920'de Mehmet Şükrü Bey'in TBMM'ye verdiği önergeyle 'Hıyanet-i Vataniye Kanunu' kabul edilir. Sözde ihanet edenlerin yargılanması için o zamanki genelkurmay başkanı İsmet İnönü nün isteğiyle 14 tane İstiklal Mahkemesi kurulmuştur. Adı geçen mahkemelerde 5 ay içinde 54000 kişi yargılanır.1054 kişi idam edilir.43000 kişi sürgün ve hapis cezası alır.

Mahkemeler o kadar ölçüyü kaçırır ki birçok tutuklunun beraati idamından sonra gelmiş. İdamı yetişmeden cezaevinde ölenler idam kararı geldikten sonra Kemahlı  İbrahim Hakkı Hazretleri gibi mezardan çıkarılarak idam edilmiştir.

Böyle haksız yere idam edilenlerin başında Rahmetli İskilipli Atıf gelir.

Birde Osmanlılar zamanında kadınlar hiç idam edilmemişken Şapka kanununa mıhalefet ettiği iddiasıyla Erzurumlu Şalcı Bacı da idam edilmiştir. Şalcı Bacı kendisinin erkek olmadığını; dolayısıyla şapka giymek gibi bir mecburiyetinin olmadığını söylemesine rağmen idam edilmiştir.

En Son olarak da şu yazıyı paylaştım: Sakın ha Arkamdan Ağlama

“Arkamdan Ağlama,/Öldüğüm gün tabutum yürüyünce,/Bende bu dünya derdi var sanma!/Bana ağlama,/"Yazık, yazık!" "Vah, vah!" deme!/Şeytanın tuzağına düşersen vah vahın sırası o zamandır./Yazık yazık asıl o zaman denir./Cenâzemi gördüğün zaman "Elfirak, elfirak!" deme!

Benim buluşmam asıl o zamandır./Beni mezara koyunca elvedâ demeğe kalkışma!/Mezar cennet topluluğunun perdesidir./Mezar hapis görünür amma,/Aslında canın hapisten kurtuluşudur./Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret!/Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir ki?/Sana batma görünür amma/Aslında o doğmadır, parlamadır./Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi?/Neden insan tohumu için/Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun?/Hangi kova suya salında da dolu olarak çekilmedi?/Can Yusuf‘un kuyuya düşünce niye ağlarsın?/Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç!/Çünkü artık can hay-huy‘un, Mekânsızlık âleminin boşluğundadır./Benim bütün derdimimi anlatamadığımdandır.”

Sosyal gurubun birisinde sadece 250 kişi var. Kişmseden ses seda çıkmadı. Birkaç kişi hariç diğerleri tınmadı bile. Hâlbuki ben tıpkı Sultanuş-Şuara Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in SAKARYA TÜRKÜSÜ’NÜ ayayınladığı günün sabahında milletin ayağa kalkmasını beklerken milletin amuda kalktığını söylemesi gibi oldum.

ŞİMDİ BEN BÜTÜN YETKİLİ VE ETKİLİLERE DİYORUM Kİ;

Yürü küheylân Mehmedim yürü, bu yol çok uzun. Hz. Âdem (as)’la başlayan Hak-Batıl mücadelesinde sen Habil’in yolunu tercih etmekle beraber yolun başından itibaren zor olan tarafı tercih ettin. Dedemiz 2.Abdülhamid Han Hazretlerinin dediği gibi “atalarımız zamanında çadırı eşkıyanın yolunun üzerine kurmuşlar.”

Yürü küheylân Mehmedim yürü! Sizin önünüzü kapatıp ipek böceğini ipeğin içine hapsedilip ölümü beklediği gibi kendi kaderinize terk etmek için yerli ve yabancı yerleşik düzen cambazlarının bütün oyunlarını Cenab-ı Hakk’ın izniyle bozdunuz. Yabancı cambazlar sizin önünüzü kesmek için yerli piyonları vasıtasıyla sizi tarihten silmek istediler.

Durma öyle Mehmedim mahmur mahmur küheylân, daha nice mesafeler katedeceğiz… İbn Batuta gibi Tanca'dan Çin'e, İbn Fadlan gibi Bağdat'tan Volga diyarına, İbn Cübeyr gibi Grenada’dan Mekke'ye ve Mesudî gibi dünyanın engin altın bozkırlarında koca kâinatı temaşa ede ede yol alacağız…

Rahle'de başladı bizim rahlemiz küheylân Mehmedim. Çin'e gidip ilim talep edeceğiz. Diyar diyar dolaşıp bir harf için köle olacağız. Çünkü kaderimize sefer yazıldı. Zaten Rahman ve Rahim olanın kitabını anlamanın yolu olan tefsir, seferin lisanda inkılap etmiş hali değil miydi? Sefer ile yaratıcının okunan ve görünen kitabını keşfe çıkıyorduk…

Yola revan ol küheylân Mehmedim… Burası Mâverâünnehir'dir, Horasan'dır, Kurtuba'dır, Timbuktu'dur, Semerkand'dır, Buhara'dır, Belh'dir, İsfahan’dır, Konstantiniyye'dir, Hemedan'dır, Bağdat'tır, Tahran'dır, Şam'dır, Kahire'dir, Mekke'dir, Medine'dir… Ne çabuk unuttun buraları azizim!.. Burası diyâr-ı Arap’tır, burası diyâr-ı Farstır, burası diyâr-ı Habeş’tir, burası diyâr-ı Zenctir…

Durma yürü Mehmed’im Yürü, takılma sağ ve soldaki yeşilliklere, bunların hepsi sanaldır… Avunma, yola ram ol. Gayri ufuk bir güneş, bir ay kadar uzakta, menzil ise ötelerdedir… Maşrik'tenMağrib'ehudûdü'l âlem içinde deveran eder dururuz; lâkin diyâr-ı huld, dâru's-Selâm ve me'vamızı bulamıyoruz… Çünkü menzil başka âlemlerdedir; biz ise fâni âlemde ideaların, gölgelerin peşinde debeleniyoruz…

"İbnü'l vakt"iz biz küheylan Mehmedim, tarih gelir herkes rolünü oynar göçer bu diyardan… Kimler geldi, kimler geçmedi ki bu umranlardan... Evvelkilerin hâli yol aldığımız güzergâhta gözüne çarpmaz mı? İşte, bu kavm-i Ad'dır, bu kavm-i Semud'dur, bu ise kavm-i Medyen'dir…

Koş küheylânım Mehmedim, zira bu yol zikzaklar, iniş ve çıkışlar ile doludur. Bilirim geride mızmızlananlar çeler aklını… Boş ver onları, kulak ver sen Süleyman'ın Hüdhüd'üne. O ki mantıku't- tayr ile bir şeyler anlatır sana… Yolda hakikati bulacaksın. Ona sahip çıkıp, asla ayrılmayacaksın… Mevt seni buluncaya kadar hakikatin müdafii olacaksın, onun uğruna ölümü göze alacaksın…

Mehmedim bu yolun Kat'ut tarikleri (yol kesicileri), eşkıyaları ve haramileri vardır… Yol kenarlarındaki hanlarda nisyan ile malûl avlarını beklerler… Böylece insan yolda kahraman, yolda hain, yolda mütekarrib, yolda dost olur. Yine bu yolda şeytanlaşır, Karun'laşır, Haman'laşır, Mele'leşir, Bel'am'laşır, Mutref'leşir ve Samiri'leşir insan… Fakat bil ki küheylânım, beni Firavunlar, Nemrutlar korkutmaz; asıl korkutan din adına ahkâm kesen içimizdeki Firavunlardır, Nemrutlardır, Karunlardır, Hamanlardır, Bel'amlardır…

İşte bundan aziz Mehmedim, bir tihten öbürüne 3 asırdır savruluyoruz. İlimden nasipleri olmayanları alleme saymışız, Karunların eteklerindeki kırıntıları yalayanları rehber bilmişiz, Haman'ları ve Mele'leri ise önder bellemişiz… Bundan daha büyük kerb ve belâ olur mu?

Mehmedim bundan değil midir ki; ahlâk abidelerimiz esfele's-safilin çıkıyor küheylân... Düşünürlerimiz ise kibir abidesi… Tacirlerimiz ise gariplerin düşüncelerini, mallarını çalarak infakta ve tasaddukta bulunuyor…

Heyhat!... Mehmedim Heyhat!... Herkes adalet arıyor Mehmedim, herkes ahlâk arıyor… Ne oldu bu kâinata… Hani nerede o genç kahramanlar… Hani nerede ashab-ı Kehf, hani nerede adaletin yılmaz savaşçıları…

Haydi, durma yürü kalk Mehmedim küheylân; zira şafakla birlikte diriliş ezanı okunmakta artık, cesur olma ve haykırma vaktidir…

Unutma ki Mehmedim! Bu yol âşıklar yoludur, bu yol marifet yoludur, bu yol hikmet yoludur, bu yol sadıkların yoludur, bu yol peygamberlerin yoludur, bu yol Salihlerin yoludur, bu yol şehidlerin yoludur... Durmak yok; çünkü biz bu âlemin garip yolcularıyız… Yol ateştir, biz de ateşle pişeriz, umudun rahmine böylece düşeriz.

BAK KÜHEYLAN REİSİM SAYIN ERDOĞAN ÜSTAD NECİP FAZIL KISAKÜREK TA 1961 YILINDA “ZİNDANDAN MEHMED’E MEKTUP” ADLI ŞİİRİNDE SENİ ŞÖYLE ANLATMIŞ

“…Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş; /Karanlığında nur, yeniden doğuş.../Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş! /Sen bir devsin, yükü ağırdır devin! /Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte! /Ölsek de sevinin, eve dönsek de! /Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! /Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! /Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir

BU AÇIKLAMALARDAN SONRA SİZ EY TASMASI DIŞARIDAKİ AĞA BABALARININ ELİNDE OLAN ONLARIN YALLIKLARINDA YAL YALIYANLAR RAHAT DURUN BİZİM İŞİMİZ VAR. YOKSA SİZİN AYAĞINIZIN ALTINDA TOPRAK BİTENE KADAR KOVALARIZ. ETRAFINIZA BAKIN TASMANIZI ELİNDE TUTANLAR BİZİM KORKUMUZDA KİLOTLARINI BATIRDILAR.

Yine bilesiniz ki alçak ve şerefsizler anlatmaya çalıştığım gibi bizim sebilimiz mihnetlerle dolu uzun bir imtihandır!... Baştan söylediğim gibi SEFER BİZDEN ZAFER ALLAH’TANDIR. SELAM VE DUA İLE.