Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

FAİZ (RİBA)’İN HARAM OLDUĞUNU BİLMEK YETERLİ Mİ? (1) 19.12.2019 Perşembe-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Faiz sözlükte, bir şeyin durduğu yerde artarak çoğalması, yerde yüksek yere çıkmak anlamına gelir. Terim olarak faiz, İki malın birbiriyle değiştirilmesinde alanın verene bir karşılık olmaksızın verilen fazla miktara (Riba) faiz denir.Mesela bir kimse on gram ağırlığında bulunan bir altını 10,5 grama peşin veya veresiye olarak verirse o fazlalık faiz olur.

Cahiliye devrinde Arap kabilelerinin ileri gelenlerinin hepsi birer bankerdi.Her birinin kendine göre bir faiz verme ve hesaplama şekli vardı. Tıpkı

bugünkü bankalar gibi.Herhangi birisine para lazım olunca bu bankerlere gelir.Borç alırdı.Ödeme zamanı gelipte ödeyemeyenler vade uzatımını isterlerdi.Kimi faizciler,vade bitiminde faizi de sermayeye ekleyerek yeni faizi belirtirlerdi..Kimileride sadece ana paranın faizini hesaplayarak borca ekleme yapardı.Bugünkü tabirle bankaların  birleşik veya basit faiz hesaplamasına benzerdi.Kısa zaman sonra faiz ana parayı geçerdi.Bu konu ile ilgili olarak Allahu Teala: “Ey İman edenler! Faiz paralarını kat katlayarak yemeyiniz.”buyurmaktadır.Başka bir ayette ise :”Faiz yiyen o tefeciler(yok mu?)Bunlar mezarlarında kalkamazlar,ancak Şeytan çarpmış Sara’lılar gibi delilik isabet etmiş olarak kalkarlar.Bu ağır ceza onların :-Faiz Alış-veriş gibi helal demelerindendir.Halbuki Allah (cc) alış-verişi helal,faizi haram kılmıştı. Kim kendisine Rabbinden bir öğüt gelir-gelmez faiz yemeye son verirse geçmişte aldığı faizler kendisinden geri alınmaz. Onun işi Allah `a kalmıştır. Fakat kimler tekrar faizciliğe dönerlerse onlar, orada ebedi olarak kalmak üzere Cehennemliktirler.” ”(Bakara Suresi Ayet:275)

“Allah faizi eritir. Buna karşılık sadakaları artırır. Allah (haramda ısrar eden) hiçbir günahkar kâfiri sevmez. ”(Bakara Suresi Ayet:276)

Katade "Nesie (ertelenen)" faiz hakkında; "Cahiliye ehlinin faizi; adamın herhangi birine belli bir süre için birşey satması, günü geldiğinde borçlunun ödememesi ve onun da borcunu arttırıp ertelemesi şeklindeydi" der.

Mücahit şöyle der: "Cahiliyede bir adamın başka bir adama borcu olurdu. Adam, borcunu ertelersen sana şu, şu var derdi. O'da ertelerdi."

Ebubekir El Cessas: "Bilindiği gibi cahiliye döneminde faiz, şartlı arttırma ile beraber, bir süre için borç şeklindeydi. Artış süreye karşılıktı. Allah bunu ortadan kaldırmadı." der.

Bu yüzden, ister cahiliyenin bildiği şekilde olsun, ister yeni ortaya çıkan şekilde olsun, faiz uygulamalarındaki temel unsurları içerdiği ve bencillik, açgözlülük, bireysellik ve kumarbazlıktan ibaret faizci mantıkla zehirlendiği, `nasıl olursa olsun, yeter ki kâr edeyim'den ibaret pis düşünceye bulaşmış olduğu sürece tüm faiz uygulamaları haramdır.

"Faiz yiyenler" deyimiyle sadece faiz kârını alanlar kasdedilmemektedir. -Bu korkunç ayetle tehdit edilenlerin başında gelseler bile- bu deyim, faiz toplumunun tüm fertlerini kapsamaktadır.

Cabir b. Abdullah'tan şöyle rivayet edilir: "Resulullah, faiz yiyeni, yedireni, şahit olanı ve yazanı lanetledi. Ve `bunların tümü aynı oranda sorumludurlar' dedi." (Müslim, Ahmet, Ebu Davud ve Tirmizi)

Bu, bireysel faiz işlemleri içindi. Tamamen faiz esasları üzerine kurulu toplumlara gelince, tüm bireyleri lanetlenmiş, Allah'ın açtığı savaşa maruz kalmış ve hiç tartışmasız Allah'ın rahmetinden kovulmuşlardır. Onlar hayatlarında istikrar, güven ve rahat yüzü bulamayan, hummaya tutulmuş, muzdarip, sıkıntılı bir yaşantı içindedirler ve kalktıklarında şeytan tarafından çarpılmışlar gibi hareket ederler.

Çağdaş kapitalist düzenin, geçen dört asırda, oluştuğu ilk günlerde bu konuda şüphe sözkonusu olmuş olsa bile bu asırların deneyiminde şüpheye asla yer kalmamıştır.

"Allah faizi eritir, buna karşılık sadakaları arttırır. Allah (haramda ısrar eden) hiçbir günahkâr kâfiri sevmez."

Kuşkusuz yüce Allah'ın azabı ve va'di doğrudur. Faizle muamele gördüğü halde, içinde bereket, huzur, mutluluk, güven ve sükunet adına birşey kalan bir toplum görmemiz mümkün değildir. Yüce Allah faizi eritir. Bu pis uygulama bulunduğu topluma kıtlık ve bedbahtlıktan başka birşey kazandırmaz. Görünürde bir refah, üretim ve gelir kaynağı bolluğu göze çarpabilir; ancak bereket, gelir kaynaklarının kabarıklığından ziyade güven içinde bu kaynaklardan güzellikle yararlanmadır. Daha önce, gelir kaynakları bakımından son derece zengin ülkelerde yaşayan insanların kalpleri üzerine çöken uğursuz bedbahtlıktan söz etmiştik. Bugün ise bu ülkelerden bütün dünyaya, sıkıntı, dehşet ve ızdırap saçılmaktadır. İnsanlık sürekli öldürücü savaşların tehdidi altında sabah-akşam soğuk savaş gerginliği ile yatıp-kalkmaktadır. Günbegün hayat -farkında olsun olmasın- insanların sinirleri üzerinde bir ağırlık meydana getirmekte böylece ne malında, ne ömründe, ne sağlığında ne de gönül huzurunda bereket yüzü görmektedir.

Zorunlu (zekat) ve gönüllü olarak verilen sadakalarda temsil edilen dayanışma ve yakınlaşma esasına dayanan, şefkat, sevgi, hoşnutluk ve hoşgörü ruhunun egemen olduğu, sürekli Allah'ın fazlı ve sevabı gözetildiği, O'nun yardımına ve sadakayı ziyadesiyle arttırdığına sonsuz güvenin olduğu... Evet bu esaslara dayanan bir toplumun, fert ve topluluğun mallarını, rızıklarını, sağlıklarını, güçlerini, kalbi güvenlerini ve gönül huzurlarım hiç şüphe yok ki yüce Allah bereketlendirir.

Beşerin pratiğinde bu gerçeği görmeyenler, görmek istemeyenlerdir. Çünkü, görmemek işlerine gelmektedir. Ya da bilerek ve kasden gözlerinin önüne bulanık sapıklık perdesini geren, iğrenç faiz düzeninin kurulmasında yararları bulunan bu yüzden gerçekleri görmekten kaçınanlardan başkası bu gerçekleri görmezlikten gelemez.

"Allah (haramda ısrar eden) hiçbir günahkâr kâfiri sevmez."

Bu sonuç, haram kılındıktan sonra faiz uygulamasında ısrar eden ve Allàh'ın sevmediği kimseler hakkında kesinlik ifade etmektedir. Kuşkusuz bin defa "lailaheillallah, Muhammedün Resulullah" deseler de Allah'ın haram kıldığını helal sayanlar, küfür ve günah sıfatını hak etmektedirler. Çünkü İslâm, dille söylenen bir kelime değildir. O bir hayat düzeni ve pratik hayat metodudur. Onun bir parçasını inkâr etmek bütününü inkâr etmektir. Faizin haram olduğunda hiçbir kuşku olmadığı gibi onu helal sayıp hayatı faiz esaslarına dayandırmak da küfürdür, günahtır. Bundan Allah'a sığınırız.

Küfür, günah ve faizci hayat metodu ve düzeni taraftarları karşısında, burada iman ve salih amel sayfası, bu tarafta yer alan mümin kitlenin özellikleri ve faiz düzeni karşısında bir başka düzen -zekat düzeni- etrafında odaklaşan hayat kuralları sunulmaktadır.

Peygamberimiz: “Faizin (Riba’nın)haram olduğunu bildiği halde kişinin yediği faizin bir dirhemi otuz altı sefer zinada bulunmaktan daha kötüdür.”Bu hadisin hükmü günümüzde yaşanır hale gelmiş, nerede ise,faizin helal olduğuna inanır olmuşlar ve faizcilik yapmada yarış yapar olmuşlardır.Ve aleni (açıkta) zina yapmaktan utanan ve kaçınan çoklukta iken aleni faizcilikte bulunmaktan utanan azalmıştır.Bu hareketten de anlaşılıyor ki,Zina yapan haramlığını itiraf eder ve kaçınır.Fakat faizci,aleni günah işler.Arkasında yapılan münakaşa neticesinde onun da bir ticaret şekli olduğunu iddia eder.böyle olunca da Neuzübillah dinde çıkar,kafir olur.Peygamberimiz başka bir hadisinde: “Faizin  73 çeşit günahı vardır.En ehveni bir kimsenin annesi ile zina etmiş gibidir.”Buyurmuştur. (İbni Mace-Hakim) DEVAMI VAR)