Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

KILIÇDARĞLU’NUN YALAN TOPU ATEŞ TOPU HALİNE GELEREK ELİNDE PATLADI 27.11.2019 Çarşamba-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Dr. Paul Joseph Goebbels, felsefe eğitimi almış 1933 ve 1945 yılları arasında Hitler döneminde “Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı” olarak görev yapmıştır.

Hatta şu sözü sanki bir vecize gibi siyasi tanıtım tarihine yazılmıştır; “Basın, iktidarın kullandığı dev bir klavyedir!”

Goebbels’in Propaganda prensiplerine bir göz atalım;

- Yalan söyleyin mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa yalana devam edin. Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar.

- Bir insana yalan olsa bile bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser ve savunur.

- Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanması da o kadar kolaylaşır.

- Halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin.

- Halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır.

- Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin.

- Asla rakibinizin üstün bir yanı olduğunu kabul etmeyin.

- Asla kendinizden başka birine hareket alanı bırakmayın.

- Asla kabahat ve suç üstlenmeyin.

- Sadece bir rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine yıkın.

- Yargı devlet hayatının efendisi değil, devlet politikasının hizmetkârı olmalıdır.

- Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım.

- Her zaman etrafınızda bir yalaka ordusu bulundurun.

Prestij ve karizma sahibi lider, propaganda işini çok kolaylaştırır. İlk sözü kim ne kadar güçlü ve bağırarak söylerse, o kazanır. Önemli olan aydınlar değil kitlelerdir. Çünkü onları kandırmak çok kolaydır.” Hitlerin danışmanı Hitlere yalan söyle inanmazlarsa daha büyüğünü söyle” Diye liderine fikir vermiştir.

Şimdi geldiğimiz noktada Hitler CHP’nin en samimi dostlarından birisiydi. Geçmişte CHP Hitler’in doğum gününe heyet göndermiştir.

Samimi bir şekilde CHP’ye oy verenleri istisna tutuyorum. CHP’nin üst düzey yöneticileriyle Hitler’in danışmanı Goebbels’in sıraladığı cümleleri bugünkü CHP yönetimiyle karşılaştırdığımızda fikirler birbirine tıpatıp benzemiyor mu?

Kemal Kılıçdaroğlu CHP genel başkanlığına geldikten sonra arka arkaya o kadar çok yalan söylediği için o günkü yazar ve çizerler Kemal Yalandaroğlu diyerek magazinleştirmişlerdir. Mesele siz Kemal Kılıçdaroğlu’na kravatınız niye kırmızı renk takmışsınız? Diye soruyorsunuz. Kemal Kılıçdaroğlu size: “Aa sizin ayakkabınızın rengi siyahmış” diye cevap veriyor. Yani siz Kemal Kılıçdaroğlu’na sorduğunuz soruların cevabını almak yerine saçma sapan cevaplar alırsınız.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanlığına gelmesi de yalanla başladı. Sabık genel başkan hakkında Seks kaseti yayınlandıktan sonra kendisi genel başkanı ile görüşüp dışarı çıkınca gazeteciler genel başkanlığa aday olacak mısınız? Sorusuna akşam hayır dedi. Sabah aday olduğunu açıkladı. Genel başkanlık için önceden yapılmış planının olmadığını söyledi. Daha sonra bu işi önceden Sayın Önder Sav’la planladıklarını eşinden başka kimseye söylemediğini beyan etti. Daha sonra Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Türkiye tarihinde ilk defa miting meydanlarında en galiz küfür kelimelerini Sayın Kılıçdaroğlu söyledi.

Sözde CHP’nin bir programını açıklıyor. Kaynak nerde? Kaynağı açıklayamıyor. Gazeteciler sorularında ısrar edince kaynak benim, diye geçiştiriyor. İktidara geldiklerinde fakirlere 600 lira maaş vereceğini söylüyor. Kendisine kaynak sorulduğunda belediyeleri gösteriyor. CHP’nin seçim kazandığı belediyelerde başla dendiğinde bu seferde kaynak yok diyor.

Sayın Kılıçdaroğlu göründüğü gibi olmayan kendisini olduğundan büyük göstermeye çalışan bir kimsedir. Adam Sayın Recep Tayyip Erdoğan gibi karizmatik lider karşısında ana muhalefet partisi başkanlığı yapıyor. CHP’liler bir Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a bakıyorlar bir de kendi liderlerine bakıyorlar. Kendi liderleri Sayın Erdoğan karşısında çok pasif görüyor olmalılar ki ona ancak yalan, hile, hakaret, iftira ve küfür etmek suretiyle başarı elde edeceğine inandırmışlar. Kendisi 1970’lerin kasaba politikası gibi hareket edip mahalle lümpenleri gibi küfür ederek günü kurtarmaya çalışıyor. Geçenlerde kendisinin hiç kimseye menfaat sağlamadığını, yakınlarına bir toplu iğne kadar menfaat sağladığını ispat etmeleri halinde hesap vermeye hazır olduğunu ispat edemezlerse anana*** diye küfür ediyordu. Ne zaman söylüyordu. 25 Nisan 2011 Pazartesi. Kızını da aynı şekilde imtihansız VAKIFBANK’ta işe aldırmış. Daha önce genel müdürlük yaptığı SSK’da ortaokula giden oğlu Kerem’in İzmir’de bir şirkette iki yıl sigortalı gösterildiği sorulunca;-Bunda ne var. Oğlum sigortalı çalışamaz mı? Diye cevap verdi. İki yaşındaki torunu da erken emekli olması için kısa süreli sigortalı çalıştığı sorulunca onu da aynı şekilde cevapladı. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın havuzlu villası olduğunu söyledi. Ama kendi villasında havuz olduğu ortaya çıktı. Üstüne üstlük Sayın Erdoğan’ın oturduğu villa kiralık iken kendisinin ki mülk çıktı. 36 Dolar gümrük fiyatı olan Kanser ilacını 236 Dolardan SSK’ya fatura etmiş. Bu kadar yakınlarına faydalı olan başka bir bürokratın olduğunu düşünmek bile istemiyorum. Çünkü olamaz.

Beş tepedeki sarayın klozetleri altın kaplamalıymış. Öyle bir şey yok da diyelim ki var. O zaman 2019 yılında kendisi cumhurbaşkanlığını kazanırsa onları söktürüp normal klozet kapağı kullanır. Bunun için şimdi işi gücü bırakıp Kenefin (tuvaletin) kapaklarıyla uğraşma zamanı değil. Hele ki karşındaki Sayın Recep Tayyip Erdoğan gibi bir lider varsa hiç mi hiç onların lafını etme.

Sayın Kılıçdaroğlu 2-3 gün “klozet kapakları, klozet kapakları” diye tekrarlayınca Sayın cumhurbaşkanı dayanamayıp Sayın Kılıçdaroğlu’na; “Sen ne zaman gelip klozetleri temizledin ki kapaklarının altın kaplamalı olduğunu söylüyorsun” diyerek cevap verdi. Cevapta cuk diye yerine oturdu.

Kemal Kılıçdaroğlu ve partisinin kurmaylarının en son ve en büyük ultra yalanı da sözde geçenlerden bir CHP’li Beştepe cumhurbaşkanlığı sarayına gizlice gitmiş. Sayın cumhurbaşkanıyla görüşmüş. Cumhurbaşkanı kendisine gel CHP genel başkanlığına aday ol ben seni destelerim” Bunu da sözde bir duayen gazeteci(!!!) köşesinde yayınlamış. İş medyada yayınlanınca arkası araştırıldı ki böyle bir şey asla olmamış. Bu tamamen Kemal Kılıçdaroğlu’nun uydurduğu bir senaryoymuş.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu son yalanı bana yıllar önce köyün birinde yalan söyleyen bir ağanın yalanını ortaya çıkarmaması çobana yalan başına çobana 20 kuruş vermesi sonucu çıkan bir anlaşmayı hatırlattı. Olay kısaca şöyle: Köyün birindeki bir ağa cemaatte konuşurken yalan söylermiş. Çoban da “ağa yalan” diye ağanın yalan söylediğini ortaya çıkarırmış. Bir gün ağa ile çobanı çağırmış. Çobana: - Oğlum ben cemaatte konuşurken yalan söylediğimde yalanlarımı açığa çıkarma bir yere kaydet. Ben sana yalan başı 20 kuruş veririm, demiş. Çoban da kabul etmiş. Kış olmuş ağayı bir köye davet etmişler. Gittiği köy epey uzakmış. Gitti yerde köylüler hal-hatır sorduktan sonra ağaya; Ağa köyde ne var ne yok?” Diye sorduklarında ağa hiç tereddüt etmeden; “-Bizim köyde çok zorlu bir kış var. Öyle bir soğuk var ki komşunun kedisi bizim dama atlarken hava da dondu,” demiş. Çoban “ağa yalan, demiş. Ağa yine mahcup olmuş. Köye dönerlerken yine çobanı yanına çağırmış ve: “-Oğlum ben sana benim yalanlarımı açığa çıkarma ben sana yalan başı 20 kuruş veririm,”dedim. Sen de kabul etmedin mi ki yine beni mahcup ettin deyince Çoban; “-ağa bu yalan çok çok büyük 20 kuruşla yenmez” demiş.

Gazeteciler yazarlar Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na isim bulmaktan zorlanıyorlar. Bir insan ancak bu kadar kısa zamanda bu kadar yalanı dili sürçmeden söyleyebilir. En son ben ona “Ultra yalancı” diye isimlendirmiştim. Usturuplu yalan söylemediği için kendisi de söylediği yalanlara inanmadığı için bir gün önce söylediği yalanlardan bir gün sonra çark ediyor. Sayın Kılıçdaroğlu “Karakolda doğru söyler mahkemede şaşar” ın tersi oluyor. Yani miting meydanında yalan söylüyor. Meydandan uzaklaşınca yalanını inkâr ederek çark ediyor. Ne de olsa “Akıldanesi” de gençliğinde “dün dündür bugün bugündür” demiyor muydu? Kılavuzu bu olunca çırağı da böyle oluyor. SELAM VE DUA İLE.