Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

“EVİN İÇİNDEKİ HIRSIZA KÖPEK HAVLAMAZMIŞ” 12.11.2019 Salı-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Hani eskilerde esnaf alış-veriş olmadığı günlerde veresiye defterini açar borçluların borçlarının üstüne ufak eklemler yapmış. İşte amerikada kurulduğu günden beri Osmanlı devletine yapılan anlaşma sonunda 29 yıl vergi ödemiştir. Bu hepsi Türkçe olan anlaşmalar besmele ile başlıyordu. Metnin hemen girişinde “Bu belge dünyanın hâkimi, denizlerin ve karaların hükümdarı

, kralların efendisi, sultanlar sultanı, imparatorlar imparatoru, Sultan Mustafa Han’ın oğlu Sultan Selim Han’ın dikkatli bakışları altında imzalanmıştır. Allah, O’nun hükmünü daimî kılsın” şeklinde ifadeler vardı ve bu ifadeler, metni Türk tarafının yazdığını göstermekteydi.

Amerikalılar çaresizdi. Dönem, Amerika Birleşik Devletleri’nin kurulduğu yıllardır ve yeni yeni kurulan bu ülke Kuzey Afrika’nın Türk ve Arap korsanları ile baş etmek bir yana, kendi sahillerini bile koruyamamaktadır. İnternet üzerinden de kolaylıkla erişebilecek Ulusal Kongre Kütüphanesi kayıtlarına göre, Amerika Birleşik Devletlerinin 1800 yılı bütçesinde 2.000.000 dolar “haraç Ödemeleri”ne gitmişti. Bir başka deyişle, o günkü ABD bütçesinin yüzde 20’sine denk geliyordu.(5 Eylül 1795 yılı)

Amerikan Kongresi, Cezayirli Hasan Paşa ile imzalanan “haraç Anlaşması”nı 1796 yılının 7 Mart’ında onayladığında, Osmanlı Devleti’nin de resmen vergi mükellefi olmuştu!( George Washington Vergi Dairesi: İstanbul)

Amerika, Garp Ocakları’na ödemeyi taahhüt ettiği vergileri 19. asrın ilk çeyreğine kadar göndermeye devam etti ve bu mükellefiyetten daha sonra güç kullanarak kurtuldu. 1825 yılından bu yana ilk defa Türkiye “BARIŞ PINARI HAREKETİ” sırasında amerika ile masaya oturmuş ve sahada kazandığı başarıyı masada da kazanmıştır.

Kuyruk acısı çeken amerika“BARIŞ PINARI HAREKETİ” sonrası uğradığı yenilgiyi bertaraf etmek ve kendi milleti ve dünya nazarında sarsılan prestijini sağlamak için müflis tüccar gibi eski defterleri yoklamaya başladı. Yoklarken de “Ermeni soykırım Tasarısını meclise getirtip oymamak için harekete geçti. Hâlbuki olmayan Ermeni Soykırım tasarısı her sene 24 Nisan’da dünya kamuoyuna getirilirdi. O da temcit pilavı gibi ısıtılarak getirildiği için güvenirliği kalmamıştı. Amerikanın ermeni soykırımla yakında ve uzakta ilgisi yoktur. Amerikadaki zengin ermeni lobileri temsilciler veya senatoya büyük bağışlar yaparak Yahudilerin alman hükümetinde aldıkları gibi Türkiye’den tazminat alma yolunu açmaya çalışmak. Ermeni lobileri sözde bir taşla iki kuş vurmak istiyorlar. Buna da amerika yönetimini öne çıkarıyorlardı. Çünkü İngilizler küresel sistemin beyni, Amerikalılar sopası, örgütler maşası, İran taşeronu, Suudlar ile Körfez ülkeleri de bu işin finansördürler.

Karşımızda şöyle bir dünya var artık: Küresel sistemin beyni İngilizler, sopası Amerikalılar, maşası PKK, PYD, YPG, DHKP-C, Eş-Şebab, El-Kaide ve IŞİD gibi kukla örgütler, taşeronu İran, finansörü de Suudlar ve Körfez ülkeleridir.

Hedefse şu: Kısa vadede Erdoğan'ın tasfiyesi, Erdoğan'sız Türkiye Projesi, orta vadede çözüm Türkiye'nin kaosun eşiğine sürüklenmesi, uzun vadede ise İslâm'ın İslâm'la vurulması, yani kitlelerin protastanize edilmiş / sekülerleştirilmiş, dolayısıyla paçavraya çevrilmiş bir İslâm anlayışına hapsedilmesi ve İslâm'ın terörle özdeşleştirilerek yeniden gelişinin önünün kesilmesidir. Mesele budur.

Ülkemizde de Fetö silahlı Terör örgütünün şarlatanının 1965 yılında yazdığı ve Sözde Ermeni Soykırım’ı kabul eden ifadelerin bulunduğu bir mektup ortaya çıktı. Adı geçen mektup Adana'da Fetullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) yönelik yapılan operasyonda gözaltına alınan 38 zanlıdan birinin cep telefonunda terörist başı Fetullah Gülen'in 1965 yılında vaizken; “Aziz ve muhterem Patrik Şinork Kalustyan” diye başlayan Ermeni papaza yazdığı ve içeriğinde "1915 yılında Ermenilere yapılan büyük soykırımı lanetle yad etmeden geçemeyeceğim" ifadelerinin bulunduğu mektup ortaya çıktı.

Mektubun medyaya yayınlanmasının arkasında yorumlar yayınlandı. Yorumlardan birisi şöyle; “Madem böyle bir belge vardı devletin istihbaratı şimdiye kadar neredeymiş? Şimdiye kadar hiç kimse görememiş mi? Çok garip yanlışlıkla devlet Fetö’nün içine kaçmış galiba.” Daha buna benzer onlarca yorum vardı. Kendisi samimi olduğu için herkesi kendisi gibi biliyor. Hâlbuki karşımızdakiler bizim gibi samimi değil. Gerek Yahudiler, gerek Hıristiyanlar gerekse diğer din mensupları ayin yaptıkları kitapların aslının değiştiğini bilmiyorlar mı? Biliyorlar ama işlerine öyle geliyor.

Gerek Fetö silahlı terör örgütü gerekse buna benzer örgütler masonvari çalıştıkları için kendi elemanlarını Hüddamla hipnoz ederler. Hipnoz olan bu elemanlar kendinden aşağıdaki kademede görev yapanları bilmedikleri gibi kendinden yukarıdaki görevlileri de bilmezler. Aslında biz biraz okumaya başlasak gerçekleri daha iyi anlayacağız. Şöyle ki Fetö Küçük Dünyam adlı kitabının bir yerinde kendisi ile ilgili fevkalade haller, özel tevafuklar ile üstün ve tartışılmaz olma gayreti karşımıza çıkarıyor.

"Kâbe’de bir gün sabah namazı için yine ikinci kat mahfile çıkmıştım. Sabah namazını aynı duygular içinde kıldım. Namazdan sonra evrad ve ezkar ile meşgul oluyordum. Ansızın, kendini görmedim fakat sesini bütün baskısıyla vicdanımda duydum, şeytan bana: 'Hele buradan aşağıya bir kendini at' diyordu. Israrla birkaç defa bana 'kendini buradan at' dedi. Ben: 'Kendimi buradan atmamın ne faydası var ki? Dedim. 'Olsun, sen at' diye cevap verdi. 'İyi ama niçin?' diye tekrar sordum. O yine, 'zararı yok. Sen kendini buradan at' diye ısrar etti. Ne olur ne olmaz, düşüncesiyle geriye çekildim."

Hezeyanlar, sanrılar, vesveselerle farklılık vurgusu devam edip gidiyor.

"Rüyamda ben bu camide ikindi namazı kılıyordum. Sağ tarafıma selam verince baktım ki, Efendimiz de orada bulunuyor. Ancak mübarek yüzü yağmur yüklü bulut gibi dopdolu… Ben içimden 'Acaba Efendimizi üzen bir şey mi oldu' geçiriyorum ve uyanmışım. Bu rüyayı gördükten sonra bir daha o camide hadis dersi yapmamız mümkün olmadı. Anladım ki, Efendimizin mahzun olmasının manası buymuş."

Hatırlar mısınız bilmem “Türkçe olimpiyatları sırasında da başı açık kızların sahneye çıkıp türkü, şarkı ve ezgi okumaları üzerine de yine kendisi, kendi kendine; “acaba yaptıklarım doğru mu? Diye içinde geçirdikten sonra başını yukarı kaldırıp baktığında -HÂŞÂ VE KELLÂ- Peygamber Efendimizin de bu olimpiyatları seyrettiğini görünce doğru yolda olduğunu” söylemişti. Hâlbuki bu cümle baştan aşağı ancak bir şarlatanın söyleyeceği aslı astarı olmayan bir durumdu.

Her ne hikmetse 15 Temmuz 2016 Cuma günü bu milletin parasıyla alınan ve bu milleti düşmana karşı kullanmak için TSK’nin envanterinde bulunan uçaklarla savunmasız insanlara bomba atarken Peygamber Efendimiz (SAV) görmemiş.

Ermenilere mektup yazarken “Aziz ve muhterem Patrik Şinork Kalustyan” diye söze başlarken bu millete bomba yağdırmaktan çekinip utanmamıştır. 15 Temmuz 2016 Cuma gününden sonra başta Emniyet olmak üzere askeriyeden atılanların listesine baktığımız zaman mektubun niye bozulmadan bu güne kadar sağlandığını daha iyi anlarız sanırım. SELAM VE DUA İLE.