Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

“SİZ ALLAH’IN DİNİNE YARDIM EDERSEN ALLAH’TA SİZE YARDIM EDER” 20.10.2019 Pazar-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Bu başlık Kur’an-ı kerimin Muhammed suresinde geçen şu ayetten alınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de; “Ey inananlar! Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar.” (Muhammed Suresi: ayet:7)

Ey iman edenler! Ey ben de müminim diyenler! Eğer müminseniz bu sese kulak verin. Eğer sizler Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah’ın dininin ikamesi adına çaba gösterirseniz, O da size yardım edecek ve sizi zafere ulaştıracaktır. Sizin

ayaklarınızı sağlam ve sabit kılacak, cennet yolunda sizin ayaklarınızı kaydırmayacaktır.

Âyet-i kerimede Allah’a yardımdan söz ediliyor. Bu yardım biz insanların birbirine yaptığı yardıma benzemeyen bir yardım şeklidir. Peki, öyleyse biz Allah’a yardımı nasıl anlayacağız? Sünen-i Tirmizi ’de rivâyet edilen bir hadisi şerifte Allah’ın Resûlü Abdullah İbni Abbas’a der ki:

“Evlâdım! Sana bir kaç kelime nasihatim var. Allah’ı koru ki o da seni korusun, Allah’ı gözet ki o da seni gözetsin...”

Peki, Allah nasıl korunacaktır? Yine bir hadis-i kudside Rabbimiz şöyle buyurur:

“Kıyamet günü Cenâb-ı Hak kuluna buyuracak ki: “Kulum sen dünyada iken ben hasta idim de sen benim ziyaretime gelmedin! Yolumu kaybetmiştim de bana mihmandarlık yapmadın! Ben yoksul kalmıştım da beni doyurup giydirmedin!”

Peki, Allah nasıl ziyaret edilecek? Allah nasıl doyurulup giydirilecek?

İşte tüm bunları Allah’a yardım gibi anlayacağız. Allah’a yardım, Allah’ın dinine yardımdır. Allah iman, amel, ihlâs ve ihsan ile korunacaktır. Allah’a yardım, Allah’ın emirlerini icra ve nehiylerinden kaçınmakla gerçekleşecektir. Allah’a yardım, Allah’ın dininin hâkimiyeti adına çalışıp çırpınmakla gerçekleşecektir. Allah’ın dininin hâkimiyeti adına mal ve can feda etmekle gerçekleşecektir. Rabbimiz tarafından korunmayı, düşmanlarımız karşısında ayaklarımızın sabit tutulup zafere ulaşmayı istiyorsak, biz de Allah’ın dinine yardım edeceğiz. Değilse hâşâ Allah’ın bizim yardımımıza asla ihtiyacı yoktur. Çünkü dininin hakim olacağını zaten Allah müjdelemektedir. Ama bizlerin kendi lehimize Allah’ın dininin hâkimiyeti adına vereceğimiz yarım hurma, dökeceğimiz birkaç damla ter ve kan, bizim cennet yolunda ayaklarımızın kaymamasına, cennete ulaşmamıza sebep olacaktır.

Peygambere yardımı da böyle anlıyoruz. Kur’an-ı Kerîm’de Rabbimiz bizden peygamberlerine de yardım istemektedir.

Peki, acaba Peygamberlere yardımı nasıl anlayacağız? Acaba ne kastediyor Cenâb-ı Hak bununla? Meselâ bir düşman grubu var elli atmış kişilik ve farz edin ki onlarla ben kesin dövüşeceğim. Şimdi böyle bir durumda sizlerin bana yardım etmeniz ne demek? Onlardan birkaçını da sizin haklamanız değil mi? İşte benim böyle bir durumdayken sizin bana bu şekildeki yardımınız ne demekse, Peygambere yardım da o demektir. Peygambere yardım da o şekilde yapılacaktır. Nasıl yani? Hani Peygamberler küfür karşısında küfre dimdik kalkan olmuşlar, küfre asla geçit vermemişlerdir ya, işte biz de aynısını yapıvereceğiz, biz de öyle oluvereceğiz, biz de aynı rolü üstlenivereceğiz; böylece Peygamberlere yardım etmiş olacağız.

Meselâ bakın bir mümin kişi vardı Firavun hanedanından, Firavun ’un sarayında bir süre imanını gizlemişti. Nihâyet Firavun ve adamları Hz. Mûsâ’yı öldürme kararı alınca, artık bu durumda imanını gizlemenin anlamı kalmamıştı. Hemen harekete geçti, kendisini onların önüne attı ve vücudunu Hz. Mûsâ’nın önüne kalkan yaparak: “Sizi, sizden hiçbir ücret istemeden Allah’a çağıran Salih bir peygamberi öldürmeye mi kalkışıyorsunuz! Bunu asla yapamazsınız! Yapamayacaksınız!” diye haykırarak peygamber mesajını savundu. İşte böylece kendini feda ediyor ama peygambere de destek veriyordu.

Yine Yâsîn suresinde şehrin çok uzaklarından koşup gelen bir mü’min de peygamberin yalanlandığı bir ortamda peygamberlerle beraber onların sözünün bittiği yerde cesurca tevhidi ortaya koyuyor ve peygamber fonksiyonuna sahip çıkıyordu. Hem de kendisini bu uğurda feda edecek biçimde.

Hz. Fatıma anamız Hz. Ömer’in karşısında haykırırken kendini savunmaktan çok Resul-i Ekrem’e yardımcı oluyordu. Resul-i Ekrem’in geliş gayesine yardımcı olamaya çalışıyordu.

Demek ki peygamberlere yardım, onların görevlerine yardım şeklinde olur. Yani peygamberler dünyada Allah’ın istediği adaleti gerçekleştirmek, insanların dünyada Allah’ın istediği hayat programını yaşamalarını sağlamak, insanların cennet yollarını açmak, cehennem yollarına barikatlar koymak için gelmişlerdir. İnsanların yeryüzünde Rabb olarak Allah’ı, din olarak İslâm’ı, kitap olarak Kur’an’ı ve bu konuda örnek olarak da Hz. Peygamber’i tanımaları için gelmiş olan Peygamberin bu görevini, bu fonksiyonunu kendimize görev edinir, dert edinir, iş edinir, din edinirsek biz de onlara yardımcı olmuş oluruz. Onların inandığına inanır, yaptıklarını yapar, sevdiklerini sever, reddettiklerini de reddedebilirsek, varlıklarını ve programlarını kendimize program kabul edebilir, isteklerine köstek değil destek olabilirsek, o zaman biz de onlara yardımcı oluruz. Değilse ona ve onun getirdiği mesaja karşı kör ve sağır kesilirsek, o zaman bizde peygamberi öldürüyoruz demektir. Peygamber bizim ilgisizliğimiz yüzünden öldürülüyor demektir.

Birileri eğitim programlarıyla, birileri kılık-kıyafet kanunlarıyla, birileri hayat programlarıyla onun yolunu, onun sünnetini, onun anlayışını yok etmek, toplumdan silmek isterken, biz de beri tarafta buna seyirci kalıp onların işlerini kolaylaştırmak yerine onun sünnetini öğrenip, yaşayıp, müdafaa durumuna gelirsek o zaman biz de ona yardım ediyoruz demektir.

Bakın bu sene Ramazan ayında havalar hem serin hem de yağışlı geçti. Fakir-fukara, garip guraba rahat bir şekilde orucunu tuttu. Yani Bizler Allah’ın bize farz kıldığı orucu tuttuğumuz için Allah’ta havayı serinletip yağmur yağdırdı. Eğer biz Ramazan ayında gösterdiğimiz samimiyeti ramazan sonrası devam ettirseydik bugün belki de çöl sıcaklarını yaşamayacaktık. Ama Orucumuzu rahat bir şekilde tuttuk. Bu bile Allah’ın bize bir fazlı keremi değil mi?

Evet, işte Allah’a yardım ve Allah’ı korumak budur. Allah’a Allah’ın istediği biçimde inanmak, Allah’ı Allah’ın kendisini Kitabında bize anlattığı mükemmel sıfatların sahibi ve noksan sıfatlardan münezzeh olarak inanmak, Allah’ın gönderdiklerine Allah’ın istediği biçimde iman etmek, emirlerini yerine getirip nehiylerinden kaçınmak, O’na onun istediği biçimde kulluk yapmak, sevdiklerini sevmek, düşmanlarını düşman bilmek, rızası sebebiyle razı olmak, gazabıyla gazaplanmak hâsılı tüm hayatı onun istediği biçimde değerlendirmektir.

Tabii ki Allah’ın hukukunu koruyabilmek için, Allah’ın dinini muhafaza edebilmek için elbette Allah’ın hukukunu ve dinini tanımak şarttır. Allah’ın kitabını koruyabilmek için kitabı tanımak şarttır. Allah’ın kitabını Allah’ın yasalarını tanımayan bir kimsenin onları koruması ve savunması mümkün değildir. Gerçi geçmişte Buhtınnasır adındaki bir kâfir Hz. Yahya (as)’ı öldüren Yahudilerden intikam almıştır. Birileri bozuk para gibi Allah’ın âyetlerini harcarken, birileri kendi hukuklarını yerleştirebilmek için, kendi yasalarını hakim kılabilmek için Allah yasalarını ezip bozarken Allah yasalarından habersiz yaşayan insanların beri tarafta seyretmesi kaçınılmazdır. Bilmeli ki insan koruyabilsin. Öyleyse Allah’ın kitabını tanımak zorundayız. Allah’ın yasalarını bilmek zorundayız ki onlara sahip çıkabilelim.

Atalarımız bu konu ile ilgili olarak “Kör Allah’a nasıl bakarsa Allah’ta köre öyle bakar” demişlerdir.

Bir ilahimizde de; “Sen Allah’a yardım edersen Allah sana yardım etmez mi?” Diye bu konu açıklanmıştır.

Peygamberimiz (SAV) bir hadisinde de şöyle buyurmuştur;"Kim Allah’ın dinini dert edinirse Allah C. C. onun şahsi dertlerini satın alır. Kim de Allah’ın dinini dert edinmezse onu dertleriyle baş başa bırakır." ( Hadis-i şerif )

Bakın Türk ordusu “BARIŞ PINARI HARETİNE” başlayınca başta amerika olmak üzere bütün avrupa devletleri bize ambargo uygulayacaklarını, hatta hiç silah ve mühimmat almadığımız birkaç ülke bize silah satmayacaklarını bile söylediler. Bunlar bir yerde normal çünkü bunlar kâfirdir. Peygamberimiz (SAV) bir hadisinde: “Küfür tek millettir” buyurmuştur. Ya sözde İslam ülkelerinin bizim “BARIŞ PINARI HARETİNİ” başlattıktan sonra yaptıkları açıklamaları kim nasıl izah edecek? Hele İran ve Suudi Arabistan devletlerinin yöneticileriyle Suriye kralı Beşşar Esed’in Türk ordusunun bu hareketini işgal olarak nitelemelerine ne diyeceğiz.

Bu İran ile Suudi Arabistan devletlerinin orduları 2 seneden beri Yemen’de ne yapıyorlar? Herhalde kahve üretmiyorlar.

Hele“BARIŞ PINARI HARETİ” başladıktan sonra KKTC cumhurbaşkanı; “Bu hareketin adı barış pınarı ama oralarda su yerine kan akıyor” Diye açıklama yapması için tuzu biberi oldu. BE HEY SANSAR TİHNİYETLİ CUMHURBAŞKANI SENİN HER AY ALDIĞIN MAAŞINI HANGİ DEVLET VERİYOR ACABA? TÜRKİYE SENİ KORUMASAYDI SEN ŞİMDİ OLUR MUYDUN?

Bir mafya babasının babası vefat etmiş. Mafya babası yanında çalışan elemanlarını çağırıp toplamış ve: “Biliyorsunuz babam vefat etti. Yarın cenaze töreninin eksiksiz mükemmel olmasını istiyorum” demiş. Vekili; “Seve seve efendim” diye cevap vermiş. Mafya babası; “Ne? Diye sorunca vekili üzüle üzüle efendim” diye cümlesini doğrultmuş.

Başlangıçta rastgele açıklama yapan bu ülkeler Türk ordusunun ve milletinin kararlı duruşunu gördükten sonra şimdi hepsi Reisi cumhurumuzla görüşmek için sıraya girdiler. Reisi cumhurumuz bu durumu şöyle açıkladı;

Maalesef son dokuz günde ülkemize karşı her türlü çirkinlik sergilendi. Yüzlerdeki maskeler düştüğü için kimin kim olduğunu gördük.

"Bugün bir kez daha soruyorum; hangi çılgın bize zincir vuracakmış? Soruyorum, terör örgütleriyle koyun koyuna yatanlar mı bize zincir vuracakmış? Soruyorum, ellerinde yüz binlerce masumun kanı olanlar mı bize zincir vuracakmış? Soruyorum, Suriye'de öldürülen 1 milyon sivili görmeyip de ülkemizin teröristleri hedef alan operasyonuna tepki gösterenler mi bize zincir vuracakmış? Soruyorum, Türkiye, yıllardır 4 milyon sığınmacıyı topraklarında barındırırken korkudan sınırlarının arkasına saklananlar mı bize zincir vuracakmış?

Soruyorum, yıllarca PKK'sı bir yandan DEAŞ'ı diğer yandan ülkemize saldırırken seslerini çıkarmayıp da bugün sınırlarımızın güvenliğini sağlamak için attığımız adıma tahammül edemeyenler mi bize zincir vuracakmış? Soruyorum, siyasi ve ekonomik olarak her gün istiskal edildikleri halde onurlarıyla mücadele etmeyi bilmeyenler mi bize zincir vuracakmış? Soruyorum, hangi alcak bize zincir vuracakmış? Bu riyakarlar, bu iki yüzlüler, bu terörist seviciler, bu kibirliler, bu ödlekler mi bize zincir vuracakmış? Şaşarım akıllarına. Anlaşılan o ki bunlar Türk milletini, bu milleti tanımıyorlar ama tanıyacaklar. Nasıl bir asır önce Çanakkale'de İstiklal Harbimizde bizi tanıdılarsa bugün de tanıyacaklar. Nasıl daha önce Kıbrıs'ta, Fırat Kalkanı Harekatı'nda, Zeytin Dalı Harekatı'nda, Afrin'de tanıdılarsa yine tanıyacaklar. Ya efendice tanıyacaklar ya da derslerini ala ala tanıyacaklar ama eninde sonunda bu milleti, bu devleti, bu çelikten iradeyi tanıyacaklar."

ALLAH BİZİ KENDİ DİNİNE YARDIM EDENLERDEN OLSUN İNŞALLAH. SELAM VE DUA İLE.