Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

İSLAM MEDENİYETİ İNSAN ODAKLI MEDENİYETTİR 26.09.2019 Perşembe-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Medeniyetin beşiği ilk insanın nerede neşvünema bulmasıyla başlamıştır. İlk insan Hz. Âdem (as)’ın yaratılışı batılıların Ortadoğu dedikleri yerde başladığı için haliyle medeniyet de burada başlamıştır. Aslında batıda medeniyet diye bir şey yok. Batı medeniyeti soygun, talan yağma ve istila üzerine kurulmuştur. Böyle hak hukuk tanımdan kurulan bir düzene medeniyet denmez. Dense dense edaniyet

(aşağılık) denir. Dolayısıyla Doğu medeniyeti Hak üzerine kurulmuştur. Batılıların medeniyet dedikleri düzen menfaat üzerine kurulmuştur. Onun için Doğu medeniyeti ile batı medeniyeti arasından çatışması vardır.

Doğu medeniyetlerinde kadere inancı var. Biz Müslümanlar kadere inanırız batı ise kadere inanmaz. Batı başarıya ulaşmak için her türlü batıl yolu mübah görür. Doğu medeniyetinde başarıya ulaşmak için hakkaniyetle hareket metodu vardır. Onun için Biz Müslümanlar duygusal bir milletiz. Bizim medeniyetimizde mezarlıklarla beraber yaşarız. Batı ölümden korktuğu için mezarları ya yerleşim yerlerinin dışına ya da mezarların etrafını yüksek duvarlarla çevirerek onları görmeyi engeller. Mezarları görmeyince uzun ömür yaşayacağını sanar.

Biz Müslümanlar dünyayı ahiretin tarlası sanarak ahirete hazırlanırız. Ama batılılar ahirete inanmadıkları için dünyayı imar eder ahiretini ihmal ederler. Biz Allah’a kurban keseriz. Batılılar Şeytana kurban keserler. Biz Kurbanı bizi Allah’a yaklaştırsın diye keseriz. Batılılar kurban kesmezler kesseler bile şeytana keserler. Batı sistemlerinde ahiret inancı olmadığı için her şeyi dünyaya odaklamışlardır. Bu sistemin temsilcileri bizi kandırmak için sübnimal mesaj göndererek bizi kendisine köşe yapıyorlar. 1956 yılında amerika başkanı Heny Kissinger; “- Parayı, petrolü ve ilacı kontrol ederseniz insanları kontrol edebiliriz” diyerek 63 sene önce bugün insanların yaşaması için meta haline gelen üç önemli gereksinime dikkat çekmiştir.

63 sene batı medeniyetinin temsilcileri ileride dünyayı idare etmek için böyle planlar yaparken o zaman biz ancak ve ancak ufkumuzu açan başbakan ve bakanları idam etmekle meşgul olmuşuz. Hâlbuki biz o zaman veya daha önceki zamanlarda Rasulullahın siret ve sünnetine bürünseydik bugün onlar bize değil biz onlara hükmedecektik. Geç oldu ama hala zaman geçmiş değil atalarımız “Zararın neresinden dönersek kar oradan başlar” demişlerdir. Bizde bugün kavli ve fiili tövbe edip Haccımızı, orucumuzu, zekâtımızı ve namazlarımızı ruhuna uygun bir hale getirip hareket edersek çok kısa zaman sonra onlara emretmesek bile onlardan emir almayız.

Çünkü Bu İbrahim'in dinidir; kana susamış tanrıların, mazoşistlerin ve işkencecilerin değil. Aslında bugün dünyada insanın mükemmelliğe ulaşmasının, bencillikten ve hayvani arzularından kurtulmasının hikâyesidir yaşanan.

İnsanın daha ulvi bir makama ve aşka; ve bilinçli bir insan olarak sorumluluklarını yerine getirmesine engel olacak her şeyden azade olduğu bir iradeye yükselişidir...

...Hikâye, bir koçun kurban edilişiyle sona eriyor.

Bu, Yüce Allah'ın tarihin en büyük insan trajedisi sonuna ilişkin dileğidir - birkaç aç insanı doyurmak için bir koç kurban etmek. Sen de İbrahim gibi kendi İsmail'ini getirmelisin Mina'ya. Senin İsmail'in kim? Ancak sen bilebilirsin, başkası değil. Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs.

Ne olduğunu bilmiyorum, ama İbrahim'in İsmail'i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı.

Senin özgürlüğünden çalan, görevlerini yerine getirmeni engelleyen, seni eğlendiren, hakikati duymaktan ve bilmekten alıkoyan, sorumluluk kabul etmektense meşrulaştırıcı sebepler ürettiren ve seni sadece gelecekte senden gelecek yardım için destekleyen ne varsa; işte bunlar onun işaretlerindendir.

Sen yeter ki İbrahim ol gerisini düşünüp merak etme bile. Sen İbrahim olduktan sonra kapitalizmin kurucusu Firavun’un sarayında sana Hacer annemiz gibi bir yardımcı çıkar ve sana, bana, bize yardım eder. Hatta daha sonra İbrahim (as)’ın Hacer annemizle evlenip İsmail adında bir çocuğa sahip olduğu gibi sen de sahip olursun. Tam sevinecekken rüyanda onu kurban ettiğini görürsün. Tam kurban etmek için kurban yerine götürüp kesmek üzereyken Cebrail onun yerine sana da bir koç gönderir. Ve sonunda Allah sana öyle bir ev yapmayı murat eder ve adına “BEYTULLAH=ALLAH’IN EVİ” Diye isimlendirir ve aradan geçen 4 bin küsur yıl sonra insanlar İbrahim ailesinin yaşadığı yerleri ziyaret etmek için birbiriyle yarışıp dururlar. Bu kadar açıklamadan sonra kısaca olayın tarihi seyrini anlatarak yazıma sonlandırmaya çalışayım. İşte olayın tarihi seyri;

Hani İbrahim (as) Mısır'a gittiği sırada Sinan bin Ulvan adlı zâlim bir Firavun vardı. İbrahim aleyhisselâm ve hanımı hazret-i Sâre'nin Mısır'a geldiğini haber alan Firavun, zorbalık yaparak Sâre'yi almak istedi. Bu zâlim hükümdar hazret-i Sâre'yi sarayına çağırttı. Ona musallat olmak isteyince nefesi kesilip elleri ve ayakları tutmaz hâle geldi. Bu hâline pişman olup, musallat olmaktan vaaz geçti.Hazret-i Sâre'den, onun düştüğü feci hâlden kurtulması için dua etmesini istedi.Hazret-i Sâre,hükümdarı bu kadın öldürdü,diye suçlanmasından korktuğu için,dua etti.Tekrar eski hâline dönen Firavun,Hacer adında bir cariyeyi hazret-i Sâre'ye hediye etti.Bu hâdiseden sonra İbrâhim aleyhisselâm hanımı Sâre ve hediye edilen Hacer Hatunla birlikte Mısır'dan ayrılıp,Filistin'e gitti.Filistin topraklarında ıssız ve kupkuru bir yer olan Sebû'ya yerleşti.Bir müddet burada kaldı.Zamanla çok mala kavuştu.Yarım milyonu sığır olmak üzere,davarları vadileri ve ovaları doldurdu.Çok zengin oldu.Sebû denilen yere sonradan gelip yerleşen insanların İbrâhim Aleyhisselamı incitmeleri üzerine oradan ayrılıp,Şam tarafında Kıst adlı yere göçtü.Çok cömert olan İbrâhim aleyhisselâm insanlara çok ikramlarda bulunurdu.

İbrâhim aleyhisselam, çocuğu olmadığı için hanımı hazret-i Sâre'nin isteği ve izniyle hazret-i Hacer'le evlendi. Bu evlilikten İsmail aleyhisselâm doğdu.Muhammed aleyhisselâmın nuru hazret-i Hacer vasıtasıyla İsmail aleyhisselâma intikal ettiği için,hazret-i Sâre'nin kalbinde hazret-i Hacer'e karşı gayret hâsıl oldu. İbrâhim aleyhisselam, hazret-i Sâre'yi üzmemek için Allahu Teâlâ’nın emriyle hazret-i Hacer ve oğlu İsmail'i (aleyhisselâm) yanına alarak, o zamanlar ıssız ve susuz bir yer olan Mekke'ye götürdü. Onları oraya bırakıp,Şam diyârına geri döndü.Hacer annemiz ve oğlu İsmail aleyhisselâm oradayken,mübarek Zemzem suyu yerden fışkırarak çıktı.

İbrâhim aleyhisselam, daha önce bir oğlum olursa, Allah yoluna kurban edeceğim, diye adakta bulunmuştu. İbrâhim aleyhisselâm,hazret-i Hacer ve oğlu İsmâil aleyhisselamı ziyaret için Mekke'ye geldiği sırada,üç gün üst üste gördüğü bir rüya üzerine İsmâil aleyhisselâmı kurban etmek istedi.Tam kurban etmek üzereyken,Allahu Teâlâ İbrâhim aleyhisselâma rüyasında sadâkat (bağlılık) gösterdiğini bildirerek kurbanlık bir koç ihsan etti.Böylece İsmâil aleyhisselâm,kurban edilmekten kurtuldu.Allahu Teâlâ, İbrâhim aleyhisselâma ihtiyar yaşında hazret-i Sâre'den İshak isimli oğlunu ihsan etti. İbrâhim aleyhisselâm bir kaç defa hazret-i Hacer'i ve oğlu İsmâil aleyhisselâmı ziyaret etti. Bir defasında oğlu İsmâil ile birlikte Beytullah'ı (Kâbe-i muazzamayı) inşa etti. Cennet yakutlarından Hacer-ül-Esved adlı siyah taşı Cebrâil aleyhisselâmın bildirmesiyle alarak, Kâbe-i Muazzama’nın duvarına yerleştirdi. Kâbe duvarını örerken,şimdi Makâm-ı İbrâhim denilen taşın üzerine bastı.Kâbe'yi yapıp bitirince,Allahu Teâlâ’nın Cebrâil aleyhisselâm aracılığıyla bildirdiği gibi, İsmâil aleyhisselâm ve Mekke'de yerleşmiş olan Cürhümlülerle birlikte hac ibadetini yaptı.

İsmâil aleyhisselâm’la haccın rükünlerini yerine getirdikten sonra, oğluna Kâbe'ye bakmasına ve onu koruması için tembihte bulundu. Şam'a gitmek istedi. Gitmeden önce Arafat'a çıkıp, İsmâil aleyhisselâmın evlâdına dua etti ve Şam'a döndü. Ertesi sene hac mevsiminde hanımı hazret-i Sâre ve oğlu İshak aleyhisselâmı da alarak Mekke'ye geldi.Hac ibadetini yaptıktan sonra,birlikte Şam'a döndüler.

İbrâhim aleyhisselâm, vefat etmeden önce oğlu hazret-i İsmail'e şu vasiyette bulundu:"Ey oğlum! Alnında parlayan bu nûr, son peygamber Muhammed aleyhisselâmın nurudur. Bütün baba ve dedelerimizin vasiyeti, bu nuru iyi muhafaza edip, ehline teslim etmektir. Bu mübarek nuru iyi muhafaza et. Nikâhlı, afîf ve temiz kadınlara teslim eyle.Evlâdına da böyle vasiyette bulun."dedi.Yüz yetmiş beş yaşında hazret-i Hacer ve hazret-i Sâre'den sonra Kudüs'te vefat etti.Kudüs civarında Habrun kasabasında bir mağaraya defnedildi.Bu kasaba,İbrâhim aleyhisselâmın Halîl (Allahu Teâlâ’nın dostu) ismine izafeten Halîlurrahmân ismiyle meşhurdur.Hazret-i Lût,hazret-i İshak ve hazret-i Yakûb ile pek çok peygamberin bu beldede bulunduğu rivâyet edilir.Müslüman hükümdarlar oradaki mescitleri ve türbeleri kendi devirlerinde tamir ettirmişlerdir.Halîlurrahmân'daki mescit ve türbeleri ise son olarak Osmanlı Sultanı İkinci Abdülhamid Han tamir ettirmiştir.

Onu arayıp bulmalısın. Eğer Allah'a yaklaşmak istiyorsan, İsmail'i Mina'da kurban etmen gerek. İbrahim (as) en çok İsmail’i sevdiği için onu Allah rızası için kurban etmek istedi. Kim bilir senin, benim ve ya onun en çok sevdiği şeyler para olur, mal olur, makam ve mevki olur, kadın olur veya başka şeyler olabilir. Her neyse en çok sevdiğimiz şeylerden fedakârlık yapmamız gerekiyor ki medeniyetimizi devamını sağlamış olalım

İsmail'in yerine geçecek koçu (fidye) sen tespit etme, bırak Allah sana yardım etsin ve bir hediye olarak göndersin. O, koçu ancak bu şekilde kurban olarak kabul eder. Koç ancak İsmail'in bedeli olduğunda kurbandır; yalnızca kurban olsun diye koç boğazlamak ise kasaplıktır."

Ey "Hakk'a teslim olan", "Allah'ın kulu"! Hakikatin senden istediği şey, işte budur. Budur "imanın daveti", "risaletin mesajı".”Medeniyeti devam mesajı.” Bu senin sorumluluğundur, ey "sorumlu insan"!

Ey "İsmail'in babası"! "İsmail'ini öldür"! "Kendi ellerinle kurban et"!"

İnşallah o zaman hem Bayramınız Mübarek Olur hem de fakir-fukara, garip guraba, kimsesizlerin kimsesi oluruz. SELAM VE DUA İLE.