Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

AİLE YAPIMIZ ÇATIRDIYOR (1) 1.09.2019 Pazar-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Ev bir meskendir. Çocuk onun gölgesinde doğar ve gelişir. Ailenin verdiği hava ile büyür. Ondaki sıfatlarla sıfatlanır. Tarihin seyrini değiştiren nice olayların gizli sebepleri yuvanın huzuruyla ya da karışıklığıyla ilgilidir.

Kendi evinde huzurun lezzetini tadamayan bir kişinin genel planda huzurun lezzetini tam manasıyla tadamayacağı muhakkaktır. Böyle bir insan, yani ailede huzursuzluğun baskısı altında olan insan, hiçbir zaman genel bir huzur istemediği ve isteyemeyeceği

gibi. Tam aksine şiddetli bir harp taraftarı kesilir.

İslam aile yuvasını ve ailevi bağlantıyı, sevgi, cömertlik ve saadet saçıcı olarak açıklar. “Size nefislerinizden kendilerine ısınmanız için zevceler yararmış olması, aranızdaki bir sevgi ve esirgeme yapması da O’nun ayetlerindendir.” (Rum suresi Ayet:21) ile Onlar sizin için, siz de onlar için birer elbisesiniz.” (Bakara Suresi Ayet:187) Ailenin önemi açıkça anlatılmaktadır. Elbise nasıl ki insan vücudunu örtüp güzelleştiriyorsa; evlilikte böyle cemiyeti güzelleştiriyor.

Bu bağlantı, nefsin diğer bir nefisle olan bağlantısı ve aynı çatı altında sevgi ve birbirine karşı nazik olma bağlantısıdır. İnsan bu durumu ifade eden kelimelerden bile, şefkat ve merhamet hissedip,bir serin hava teneffüs eder.O şefkat ifade eden kelimeler,İslam’ın koyduğu o kuvvetli insani bağın tam ve bütün bir ifadesidir.İslam o bağı bütün gayeleriyle hasetsen çocuk yetiştirme gayesiyle sımsıkı bağlar.Çünkü hayatın devamını temin eden,çocuk yetiştirmektir.Bu temiz niyeti taşıyan her insana, bu bağı kurmayı farz kılar.Bu işi ciddi niyetlerle benimseyen kişiyi bu müesseseyi kurmak için teşvik eder. “Kadınlarınız sizin tarlalarınızdır.” (Bakara suresi ayet:203) dediği zaman. Allah bu bağı kuvvetlendirmek ister. Bu ayet çoğalmayı teşvik eder.

İslam aile yuvasını büyük teminatlarla himayesi altına alır. Ve onu her türlü tehlikelerden korur. Hayatın her yönünü kapsar.Yuvayı sadece manevi yönden himayesi altına almaz.Aynı zamanda yuvanın temelini sağlam kanuni maddeleri kor.

Evvel emirde, yuvanın kurulması için tarafların izin alması lazımdır. O halde izin alınmadan hiçbir kadın evlendirilemez. Bu evlenmenin olabilmesi için tarafların birbirini görmeleri gerekir. Çünkü yuvanın kuruluşuna akıl öncülük etsin diye böyle davranmak gerekiyor. Peygamberimiz (SAV) bir sözünde; “Ey kişi evlenmek istediğin hanıma bak, çünkü o bakış ikinizin birlikte devam etmesi için daha layıktır.” Buyurmuştur. Kişinin evleneceği kadın ve kıza bakmanın ölçüsü de böylece ortaya çıkmış oluyor. Bugün Müslümanların çoğu bu durumu bilmedikleri için büyük yanlışlıklar yapılıyor. Önce tanışma adı altında bir birliktelik başlıyor. Sonra beraber yaşamalar devam ediyor.Sonra nişan oluyor.Tam evlilik olacakken birde bakıyorsun ki ayrılık olmuş.Hem evlenecek kadın veya kız, hem de evlenecek erkek rencide oluyor.

İkincisi olarak; aile yuvasının kurulmasından açıklık lazımdır. Evliliğin şahitler huzurunda kurulması gerekir. Kabahatlerin gizlenmesi icap ettiği halde,yuvanın kurulmasını gizlemek icap etmez. Yuvanın kurulmasında şüphe kalmasın diye Nikâh akdini şahitlerin kabullenmesi gerekir. Yine bu konu ile ilgili olarak Peygamberimiz (SAV) “Yarım koyunla da olsa bile nikâh ve düğünü ilan edin.”buyurur.

Üçüncü olarak; Evlilik bağında daimilik niyeti lazımdır. Evlilik belirli bir zaman için kurulamaz. İslam’a hiçbir kimse, “Bu nikâh şu zamana kadardır.” Diyemez. Çünkü evlenmenin gayesi bir ömür boyu kadın ile erkeğin birbirine güvenle sarılması ve büyük bir emniyet içinde ve yuvarlının gölgesinde hayat sarayını bina etmeleridir.

Ev ve evde büyüyen yavruların durumları düzenli olsun diye, evin nafakasını temin etmek kocaya düşen bir borçtur. Evinin işi düzenlensin, çocukların terbiye ve bakım işiyle meşgul olsun diye, İslam annenin kalbini nafaka derdinden uzaklaştırmış ve onu dışarıda çalışmak zahmetinden kurtarmıştır. Çalışmaktan yorgun argın evine dönen anne, elbette ki evinin tanzimi için gereken gücü bulamaz. Bulamadığı için de çocuklarına gereken alakayı gösterip iyi yetişmelerini temin edemez. Dışarıdan çalışan kadınların evi otelden ve handan farklı değildir.Bu kadınların evinde aile ocağının temiz kokusu tam olmaz.O halde bir yuvanın temiz ve nazik olabilmesi,ancak bir kadınla mümkün olur.Bir eve aile havasını ancak bir kadın verebilir.Bir evin sıcak olabilmesi,ancak şefkatli bir ananın varlığına bağlıdır.Evli ve yavrusu olan bir hanım vaktini ve gücünü evin dışında çalışmak mecburiyetinde kalırsa; o kadın eve zorluk ve yorgunluktan başka ne getirebilir?

Bazı haller ve mecburiyetler kadının ev dışına çıkmasına izin vardır. Hanıma mecburi olmadığı hallerde erkeğin kendi başına yapabileceği işlerde-Sapıklık,Şer ve Fesat zamanlarında; Ruhlara, Kalplere ve Akıllara farz olan da bu olduğu için-Kadının sokağa çıkması şu şartlarda doğru değildir.Evin düzenli bir şekilde yürütülmesi;aileyi başıboşluğa düşürmemek için,İslam evin reisliğini erkeğe vermiştir.İslam’ın şiddetle koruduğu ahenkli siyasetin bir tarafıdır.O siyaset ki,Resulü Ekrem (SAV); “İki kişi dahi bir sefere çıkarsa birisi başkan olsun.”buyurmuştur.Son mendi kanunda yapılan değişikliklerle eşler arasında eşitlik sağlanmıştır.Peki bu eşler herhangi bir konuda zıt fikirler savunurlarsa bunlar kim hakemlik yapıp aralarını düzeltecek.Araları düzelmezse bunlar ayrılacaklar.Son zamanlardaki boşanmaların % 85 artış göstermesindeki artışı nasıl açıklayabilirler? Bir okulda iki tane müdür olmazken, bir mahkemede iki tane başkan olmazken,bir ülkede iki tane başbakan veya Cumhurbaşkanı olmazken,nasıl olurda toplumun temelini teşkil edecek önemli bir müessese olan evlilikte iki başlılık olur?

İslam geminin selameti için kaptanın tek kişi olması lazımdır. Yuva gemisinde de sorumluluğu yüklenen erkek olduğu için kaptanında o olması gerekmektedir.Erkekler için kurulmuş ve İslam’ın ana kaidelerine de muhalif düşmeyen bir usulde komutanlığın erkekte olması lazımdır.

Acaba mantık bu kumandanlığın eşlerden hangisine verilmesini makbul bulur? En büyük görevi, çocuğuna bakmak, evini süslemek,olan,hassas bir sevgi ruhu ve ani alınma karakteriyle dopdolu olan kadına mı?Yoksa kadın evin düzeniyle meşgul olsun diye,evinin bütün ihtiyaçlarını temin etmeye memur olan erkeğe mi?İslam dini kumandanlığı-Her işte kumandanlık lazımdır.Kaidesine uygun olarak-erkeğe vermiştir.Erkeği yaratılışı ve hayat tecrübeleri bakımından bu göreve daha elverişli bulduğu için bu görevi ona yüklemiştir.

Hz. Ömer (ra) halife iken Bir gün hanımının üzerinde yeni bir elbise görür. Ve hanım nerde buldun? Kaça aldın? Diye sorunca; hanımı:- Ya Emire’l-Müminin bana verdiğin harçlıklardan arttırdım ve altı dinara aldım, diye cevap vermesi üzerine Hz. Ömer Hemen hazineye yazı yazarak maaşının fazla geldiğini ve altı dinar düşürülmesini emreder.Ve ikinci aylıkta Hz. Ömer(ra)’ın maaşı altı dinar azalır. Acaba bizde bugünkü ekonomik zorluklardan kurtulmak için sadece ve sadece beş seneliğine Hz. Ömer (ra)’ın Maliye politikasını mı uygulasak? Ne dersiniz? Tabii bizim aydın geçinen karanlık bilirlerimiz hemen “Cumhuriyet elden gidiyor! İrtica geliyor! Bunlar hala bizi geriye götürmeye çalışıyorlar! Diye bağırırlar. Korkmayın! Korkunun ecele faydası yoktur.2007 yılı için personel harcamaları için 53 milyar TL ayrılırken, dış borç taksit ve faizleri için 56 milyar TL ayrıldı. Bir kere salim bir kafa ile düşününki dış borcumuz yok! O dış borç için ayırdığımız parayla da fabrika yaptığımızı düşünün. O zaman beş sene sonra Türkiye Cumhuriyeti Fert Başına düşen GSMH’m en büyük ülke durumuna gelir.

Herkes toplumun aile yapısının geldiği durumdan şikâyetçi olmasına rağmen bozuk yapıyı düzeltecek tedbirler bugüne kadar bir türlü alınamamıştır. Milletin önüne Milli Eğitim diye konulan eğitim sisteminin millilikle yakından uzaktan ilgisi yoktur. Sadece adı milli eğitim hepsi o kadar. Eğer eğitim milli olsaydı kalplerle gönüller birlikte hareket ederdi. Şimdi geldiğimiz noktada kalp ile gönül birlikte hareket etmiyor. Kalp ile gönül birlikte hareket etmediği için aile yapısı gün geçtikçe tehlike çanları çalıyor.

Yıl 1985 Rahmetli Turgut Özal Başbakan, Sayın Vehbi Dinçerler de Milli Eğitim bakanı. O zaman Japonya Milli eğitiminde bir heyet çağrılır. Türk milli eğiti sistemi ile ilgili bir rapor hazırlanması istenir. Japon heyet hemen çalışmaya başlar bir rapor hazırlar. Bizim Milli eğitimdeki yetkililerle toplantı yapılır. Japon yetkililer;-Milli Eğitim politikanız, şekil olarak iyi amma Milli Şuur ve Milli Heyecandan yoksun.” Derler. Bizim yetkililer mevcut sistemi epeyce savunurlar. Sonunda Japonlar gençlerine nasıl bir “Milli Şuur ve Milli Heyecan” verdiklerini şöyle anlatırlar: “Amerika’nın Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarının yaptığı tahribatları olduğu etrafını tel örgülerle çevirerek muhafaza ettiklerinden dolayı Eğitime yeni başlayan gençlere önce oraları gezdirip düşmanların yaptığı kötülükleri anlattıktan sonra, onları Lunaparklara götürüp hızlı hareket eden aletlere bindirip gezdirdiklerini, daha sonra hızlı giden trenlere bindirdiklerini, en son uçaklarla yolculuk yaptırdıktan sonra; “Gençler eğer çalışmazsanız düşmanlarımız bizi tekrar eskisi gibi bombalayıp memleketimizi harap ederler, deriz. Bu durumu gören gençler dört elle derslerine çalışırlar. Dedikten sonra bizim yetkililer: “İyi güzel, ama bizim öyle sizinki gibi bombalanmış yerimiz yok ki gösterelim.”dediklerinde Japonlar; “Sizin de ÇANAKKALE SAVAŞINIZ var. Orada bir metre kareye altı bin mermi isabet etmiştir. Sizde oraların etrafını çevirerek gençlerinize gösterip“Milli Şuur ve Milli Heyecan” verebilirsiniz demişlerdir. (DEVAMI VAR)