Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

KAPİTALİST SİSTEM DÜĞÜNLERİ PAHALI ZİNAYI UCUZ HALE GETİRDİ 19.8.2019 Pazartesi-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Türkiye son 15 yıl içinde altyapı ile üst yapıyı tamamladı. Rockefeller vakfının fonlarıyla “NÜFUS PLANLAMASI” adı altında dünyadaki nüfus artış hızı önce durduruldu. Artış hızı durmakla kalmayıp şimdi de gerilemeye başladı. SANKİ AMERİKANIN ROCKEFELLER VAKIFI İLE KOÇ ŞİRKETİNİN İŞBİRLİĞİ YAPARAK YAPTIKLARI KÜRTAJ SEBEBİYLE ÖLDÜRDÜKLERİ İNSANLARDAN DAHA AZ DEĞİL Mİ? AMERİKA DA KÜRTAJIN SERBEST BIRAKILMASIYLA BERABER 130 MİLYON KADIN KÜRTAJ

YAPTIRMADI MI? HEM SURİYELİLERİN VATANDAŞLIĞINA KARŞI ÇIKANLAR KENDİLERİNE VE MUSTAFA KEMAL’İN NEREDEN GELDİĞİNE BAKSINLAR YETER.

Başta avrupa kıtası olmak üzere amerika kıtasında da yaşlı nüfus artmaya başladı. Çok değil 30-40 sene sonra avrupa ve amerikada iş yaptıracak genç nüfus kalmayacağı gibi nüfusun büyük bir kısmı emekli maaşı alan yaşlılardan oluşacaktır.

Sosyal yapının çökmemesi için bir emekliye karşı üç çalışanın olması gerekir. Genç nüfus olmayınca yakın zamanda bir emekliye karşı ancak bir çalışan kalacaktır. Bu da sosyal yapıyı altüst edecektir. Devlet emeklilere maaş verebilmesi için çalışanlardan çok yüksek oranda kesinti yapacak ya da devlet bütçesinde sosyal sigortalara büyük kaynak aktaracak. Çalışandan yüksek kesinti ile bütçede yüksek oranda emeklilere kaynak aktarılması kısa zamanda devletin mali yapısını bozacaktır. Mali yapısı bozulan devlet çabucak çökme tehlikesi yaşayacaktır.

Biz her fırsatta büyük bir ülke olduğumuzu, genç bir nüfusa sahip olduğumuzu söyleyerek övünüp duruyoruz. Çok kısa zamanda nüfus artış hızını ölüm oranın üzerine çıkarmazsak avrupa ve amerikanın karşı karşıya kaldığı yaşlı nüfus oranına bizde –Allah bilir ama- en geç 2050 yılında ulaşmış olacağız. İlk defa 20018 yılında Türkiye’deki doğum oranı ölüm oranının altında gerçekleşti. Sayın reisimiz 2000’li yılların başında ve ortasında meydanlardaki konuşmalarında; “İKİ ÇOCUK YETMEZ EN AZ ÜÇ ÇOCUK İSTİYORUM” dediği zaman o zamanki ana muhalefet partisinin lideri başta olmak üzere o günün şaklabanları alaylı bir şekilde; “bunca işsiz varken üç çocuk istemede nerede çıktı? Siz hele mevcut nüfusu besleyin de sonra üç çocuk isteyin” diye alay ettiler. Çok geçmeden birde baktık ki sayın cumhur reisimiz doğru söylemiş.

Bir de baktık ki aradan birkaç sene geçtikten sonra Rus liderde aynı şekilde ailelerin en az üç çocuk sahibi olmasını istemiş. Hatta her çocuk doğuran aileye aylık Türk parasıyla 400 TL para bile hesaplarına aktarılmıştır.

Kapitalist sistem gerçeği değil göstermek istediklerini ekrana yansıtıyor. 1970’lı yıllarda Avrupalı kadınlar kürtajın serbest olmasını protesto ederken birde baktık ki aynı Avrupalı kadınlar 2000’lı yıllarda kürtajın yasaklanması için protesto yapıyorlar. Bunun biri doğruysa diğeri yanlış. Bence yanlış olan Kürtajın serbest bırakılması için yapılan protestosuydu.

Yıllarca Şeriatı yasaklayıp laikliği savunanlar Türkiye’nin geldiği vahim durum karşısında şimdi bir taraftan ŞERİAT’I diğer taraftan da Müslümanları bu kötü gidişten dolayı suçluyorlar. Daha 3-5 sene öncesine kadar İktidar kanadı tarafından Kürtajın yasaklanması gündeme gelince kendilerini “Çağdaş ve modern” kabul eden kadınlar pankartlarını eline alıp sokaklara çıkıp meydanlardan toplanıp; “Bu can benimdir. Bu can benim olduğuna göre istediğim gibi yaşarım. İktidar benim yaşama tarzıma müdahale edemez” diye bağırmadılar mı?

3-5 seneyi de geç 1-2 hafta öncesinde kendilerine çağdaş ve medeni diyenler toplantı yaparak; “İnadına fiyonk, inadına mini etek, inadına kız ve erkeklerin beraber oturmasını” savunmadılar mı?

Gerek güzellik merkezleri olsun gerekse moda merkezleri güzel kadın porteleri tarif ederek model oluşturdular. Materyalist kafa sahibi olan kadın ve kızlar bu modele uymak için evlenmemek gerektiği kanaati oluştu. Çünkü kadın evlenip hamile kalınca haliyle kilo alarak moda ve güzellik merkezlerin belirlediği standartlın dışına çıkmış oluyordu.

Küffar bizi yıkıp tarih sahnesinde silmek için evlilikler olmasın, nikâh yerine nikâhsızlık yayılsın diye şöyle bir plan yapıp önümüze koymuşlardır;

Evliliği pahalılaştırıp, nikâhsız birlikteliği ucuzlatın ki genç nesiller haram yollara tevessül etsin. Zinayı kolaylaştırıp evliliği zorlaştırın ki nesiller, flörtün, ahlaksızlığın pençesinde eriyip gitsin. Aile politikalarıyla, nafaka kanunlarıyla, pozitif ayrımcılıkla aileye darbe üstüne darbe indirin ki toplumun çekirdeği çürüyüp gitsin… Bugün geldiğimiz noktada biz Müslümanlar küffarın ortaya koyduğu bu rezaletlere bağlı olarak hareket etmiyor muyuz?

Hâlbuki Peygamberimiz (SAV) “-Kadınların en hayırlısı, yüzce en güzeli ve mehirce en hafif olanıdır.”( İbn Hibbân) Buyurarak evliliği teşvik etmiştir. Hatta bu konuda “Evleniniz çoğalınız. Evlilik benim sünnetimdir. Kim sünnetimi terk ederse o bende değildir” Buyurmuştur.

Krallıkları yokluk ve sefalet cumhuriyetleri de lüks ve israf yıkarmış. Ahmet Hamdi Yazır Tövbe suresinin tefsirinde; “İslamî olmayan sistemler içinde yaşayan Müslümanlar farkına varmadan o sistemin içinde çok şey alırlar” demiştir. İşte bizde farkına varmadan kapitalist sistemin içinden çok şey aldık. Öyle çok şey aldık ki neredeyse kendimizi kaybettik.

İşte bize bizi kaybettiren işlerden birisi de bizim yakın zamanda kızlarımızı mirastan mahrum bırakmamızdır. Bizler kızlarımızı mirastan mahrum bıraktığımız için kızlarımız gelin gittikleri yerde rahata kavuşmadılar. Boşanıp babasının evine geldiklerinde ise onları bu sefer baba tarafı horladı. Bu durma çözüm olsun diye boşanan kadınlara boşayan eşi tarafından sürekli nafaka verme için kanun çıkarıldı. Aradan geçen zaman diliminde kadın evlenmediği takdirde eski kocası ona nafaka vermekle mükellef kılındı. Resmi nikâhsız evlenmenin yolu zinanın serbest olmasıyla beraber boşanan kadın evlenmeden metres hayatı yaşamaya devam ederek eski eşinden nafaka almaya devam ediyor.

Böyle yapmayanlar da kendini çocuklarının yetiştirmesine adıyor ve çocuklarını büyütüp evlendiriyor. Çocuklarını evlendirdikten sonra kendisinin de yaşı ilerliyor. Yaşı ilerlediği için artık evlenmek istemiyor.

İsviçre’de aldığımız ve adına medeni kanun denilen EDENİ KANUN olan bir düzenleme ile evlenecek kız ve erkekler için OLMAZSA OLMAZLAR oluşturduk. Ve düğün giderlerini öyle bir hale getirdik ki bu masrafları gören gençler evlenmeden vaaz geçiyorlar. Bugün itibarıyla en ucuz bir düğün 50-60 bin liraya mal oluyor. Asgari ücretle çalışan birisinin böyle düğün yapması oldukça zor. Maddi olarak böyle büyük zorluklar var. Yani Allah’ın emrini yerine getirmek çok zor ama şeytani yollarda yürümek çok kolay. Akıl eğitiminden geçmemiş bir nesil kolay ve masrafsız olan yolu tercih ediyor.

Hâlbuki Hz. Peygamber (s.a) evlenme konusunda sadeliği tavsiye ederek bu konuda şöyle buyurmuştur:

Hz. Peygamber, mehirlerde ifrata kaçmayı yasaklamıştır.( Sünen sahipleri)

Hanımlarından bazısıyla on dirhem ve ev eşyası karşılığında evlenmiştir. Ev eşyası ise, bir el değirmeni, bir su testisi, yüzü deri içi hurma yapraklarıyla dolu bir yastıktan ibaretti. Bazı hanımlarına da iki avuç arpa velimesi vererek evlenmiştir. Diğer birine de iki avuç hurma ve iki avuç kavut vererek evlenmiştir.( Ebu Dâvud, Tayâlâsî, Bezzar)

Biz zinayı yasaklayıp nikâhı teşvik etmeden böyle devam edersek ne 2030 yılında ne de –Allah nasip ederse- 2050 yılında 100 milyon nüfuslu Türkiye’yi görmek hayal olur. Biz şimdi hiç zaman kaybetmeden hemen işe başlayıp düğünlerin maliyetini düşüreceğiz. Çocuk doğuran anneleri teşvik edeceğiz. Zina ve zinaya giden yolları kapatacağız. Yüce Rabbimiz içki içmeyi-kumar oynamayı-hırsızlık yapmayı haram kılmışken Zinaya gelince bizi şöyle ikaz etmiştir; “Sakın zinaya yaklaşmayın; doğrusu bu çirkindir, kötü bir yoldur.” (İsra: 32)

Zinaya da yaklaşmayın. Doğrusu zina, nikâh dışı ilişki çok çirkin bir iş, çok kötü bir yoldur. Evet Allah’ın istemediği, Allah’ın onaylamadığı, Allah’ın yasak kıldığı bir şekilde bir erkek ve kadının bir araya gelmeleri çok kötü bir eylemdir. Dikkat ederseniz çocuk öldürme yasağından sonra zina konusu gündeme getirilmektedir. Aslında zinanın aslı öldürmektir. Gayri meşru yerlere akıtılanlar baştan öldürmektir. Gayri meşru doğan çocuklar yaşarken öldürülmektedir. Sıcak bir aile yuvasından, ana baba eğitiminden mahrum büyüyecek çocuklar yaşarken ölmüşlerdir. Evlilik olmadan, aile yuvası olmadan neslin sağlığı mümkün değildir.

Zinaya giden bütün yolları meşru kıldılar. Daha sonra zinayı serbest bıraktılar. Zina yangın ve kavga gibidir. Nasıl ki yangın ve kavga başladığı gibi durmazsa zina da tıpkı onlar gibidir. Başladığı gibi durmaz. SELAM VE DUA İLE.