Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

KUR’AN-I KERİM OKUNUP ANLAŞILMASI İÇİN GÖNDERİLMİŞTİR 19.8.2019 Pazartesi-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Kur’an-ı Kerimin ilk inen ayetinin ilk kelimesinin “OKU” olması biz insanlara “Bu kitabın okunması gerektiğini gösteren bir mesajıdır. Allah bize bir mesaj göndermiştir. Bize düşen o mesajı okuyup hayatımızı ona göre dizayn etmektir. Biz Allah’ın Kur’an-ı Kerim vasıtasıyla gönderdiği mesajı anlayıp ona göre hareket etmezsek o zaman anlamamız için Allah bize çeşitli bela ve musibet göndererek masaj yaptırıyor.

Bu masajları anlamak için Osmanlı’dan ayrılan coğrafyaya bakmamız yeterlidir. Çevremize baktığımızda Osmanlı’dan ayrılan

Irak, Suriye, Yemen, Fas, Tunus Cezayir, Azerbaycan, Afganistan gibi sayıları 46’yı geçen hangi ülkede rahat ve mutluluk var? Hepsi zalimin çizmesi altında ezilerek inim inim inliyorlar.

Eğer Kur’an-ı Kerimi yüzüne okuduktan sonra manasını anlayıp ona göre hayatımızı dizayn etseydik şimdi başımızda böyle bela ve musibetler olur muydu? Kur’an-ı Kerimin içinde geçmiş peygamberleri ve ümmetleri anlatan ve “KISSA” denilen birçok tarihi olay var. Bize düşen işlerden birisi de o Kıssaları iyice okuyup onlar üzerinde araştırma yapmamız için Allahu Teâlâ mesajını çoğu zaman da Kıssa ile açıklamıştır.

Ben bugün size Kur’an-ı Kerimdeki birkaç kıssa üzerinde gerçek tarihi anlatmaya çalışacağım. Anlatmaya çalışacağım 1. Kıssa Musa (as) ile Hızır arasında geçen ve Kehf suresinde anlatılan kıssayı tefsircilerin anlatımını buraya aktarmaya çalışacağım. Hepinizin bildiği gibi bu Kıssa üç bölümden oluşuyor. Ben sadece bir bölümünü anlatacağım. İşte o bölüm;

Kehf suresi 77. “Yine yola koyuldular; sonunda vardıkları bir kasaba halkından yiyecek istediler. Kasaba halkı, bu ikisini misafir etmek istemedi. İkisi, şehrin içinde yıkılmağa yüz tutan bir duvar gördüler, Mûsâ'nın arkadaşı onu doğrultuverdi; Mûsâ: "Dileseydin buna karşılık bir ücret alabilirdin" dedi.”

Yine yolculuklarına devam ederek nihayet bir kasabaya vardılar. Kasaba halkından yemek istediler ve kendilerini misafir etmelerini arzuladılar. Hadis-i şerifte anlatıldığına göre onların uğradıkları kasaba halkı aşağılık insanlardı. Onlara yiyecek de vermediler onları misafir de etmediler. İkisi o şehrin içinde duvarları yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Sonra Mûsâ’nın arkadaşı o duvarı doğrultuverdi. Yani yıkılmak üzere olan duvarı eski haline getiriverdi. Ona hiçbir şey dememesi gereken Hz. Mûsâ yine sabredemeyerek: Dileseydin yaptığın bu işe karşılık onlardan bir ücret alabilirdin! Dedi. Bak bu adamlar bize yemek vermediler, bizi misafir de etmediler. Yemeğe de ihtiyacımız vardı. Bize bu şekilde davranan bu adamlara karşı yaptığın bu iş karşılığında hiç olmazsa bir ücret talep etseydin dedi. Bunun üzerine o kul dedi ki:

Kehf suresi 78.ayetinde ise “O: "İşte bu, seninle benim ayrılmamamızı gerektiriyor; dayanamadığın işlerin yorumunu sana anlatacağım" dedi.”

Artık bu seninle benim aramı ayıran şeydir. İşte bu ayrılışımızın sebebidir. Artık yolun sonuna geldik. Şimdi artık sana bu senin dayanamadığın, sabredemediğin olayların yorumunu, arka planını anlatacağım dedi.

Üç olay yaşanmıştı. Rabbimiz üç olayla üç perde açmıştı bizim gözümüzün önünden ve bu üç olayın bizim anlayamadığımız perde arkasını bize sunmuştu. Bu olayların üçü de gaybi olaylardı. Allah’a havale etmeden bu ve benzeri cereyan eden olayları hiç kimsenin bilmesi ve anlaması mümkün değildi. Gemi deliniyor, çocuk öldürülüyor ve duvar düzeltiliyor. Durup dururken bütün bunlar neyin nesiydi acaba? Bu sene iki defa hastalık geçirdim bu neyin nesiydi?

Geçenlerde bir arkadaşım hanımıyla beraber trafik kazasında hayatlarını kaybederken dört çocuklarının burnu bile kanamamıştı bu neyin nesiydi? Yaşamak isteyenler ölüyor, ölmek isteyenler yaşıyor, bu neyin nesi? Varlık bitiyor, yokluk geliyor bu neyin nesi? Yokluk bir anda varlığa dönüşüyor, varlık bir anda yokluğa dönüşüyor bu neyin nesi? Başımıza gelen tüm bu olaylar neyin nesi? Çok sevdiğimiz çocuğumuz bizden ayrılıp gidiyor bu neyin nesi? Kimileri evini kaybediyor, kimilerinin başına sıkıntılar geliyor, kimileri gülüyor kimileri ağlı-yor bu neyin nesi? Kimileri kız beklerken hep erkek veriliyor, kimilerinin şansı hep kızdan açılıyor bu neyin nesi?

Kâfirler servet içinde, zevk ü sefa içinde yüzerken Müslümanlar sıkıntı içinde kıvranıyor bu neyin nesi? Bu hayat neyin nesi? Yeryüzünde yaşadığımız hayatta bütün bu cereyan eden olayları yorumlayabilmek için, bütün bu olayların arka planını anlayabilmek için bu üç olayda Rabbimizin bize açtığı üç pencereden çok iyi bakmak ve bu üç olayı çok iyi anlamak zorundayız. Bu anlatılan üç konuyu çok iyi anlamalıyız ki; tüm hayatı bunlarla yorumlama imkânını elde etmiş olabilelim. Rabbimize Hamd edelim ki onu bize bu surede bu kıssasında öğretiyor.

Hızır (as)’ın iki yetim çocuğa ait olan ve altında babalarında kalma hazinenin çocuklara ulaşması için duvarı düzeltmesinin tıpatıp aynısı 3 sene önce 15 Temmuz 2016 Cuma günü bu milletin başına getirilmek istenen yıkımın önüne geçilme hadisesidir. Allah bize o günkü iki yetimden birisi olan Anadolu olduğunu bize göstermiştir. Yani iki yetimden birisi bulundu. Şimdi bize düşen 2. Yetimi bulmaktır. Eğer Hızır (as) 2 yetim çocuğa ait o duvarı düzeltmeseydi o çocuklar büyümeden o duvar yıkılacak ve o şehir ahalisinden birisi duvarın içindeki hazineleri alıp gidecekti. İşte bunun içindir ki Kur’an-ı Kerimde geçen kıssaları iyice okuyup anlamak lazımdır.

Yine hepinizin bildiği bir başka kıssada ise Musa (as)’ın Tur Dağında 30 gün kalmak için gittiğinde yerine kardeşi Harun (as) vekil olarak bırakmıştı. Allahu Teâlâ Hz. Musa (as)’ın Tur dağında 30 günü tamamladıktan sonra 10 daha bırakmayarak 40 güne tamamladı. Bunun üzerine Yahudiler Musa (as)’ın gelmeyeceğini düşünerek hemen aralarındaki kuyumcu Samiri’yi çağırtarak kendilerinin tapacakları bir ilah yapmasını söylediler. O da Yahudilerin elindeki altınları alıp ateşte eriterek bir Buzağı yapmıştı ve Yahudiler ona tapmaya başlamışlardı. Mevdûdî diyor ki: Hindu dininde olan bir adam Müslüman olursa kurban keseceğinde koyun ve keçi kesemez diyor, o mutlaka bir inek kesmek zorundadır diyor. Niye? Kalbindeki o sevgiyi, o inek sevgisini tümüyle bitirsin diye. İnek kesmeli ki kalbinde en küçük de olsa bir inek sevgisi kalmasın. İneğin tanrılığı ve kutsallığı inancı bitsin diye.

Arkadaşın biri de diyor ki, Türk olan bir adam da eğer Müslüman olduğunu iddia ediyorsa ilk önce onun iki evlenmesi gerekiyor. Neden? Çünkü o put var ya kalbinde, ilk önce o da onu bitirmelidir diyor. Neyse şimdi bunlara girmeyelim.

İnsanların kalbinde öldürmedikçe canlılığını sürdüren, sü­rekli yaşayıp giden böyle kimi putlar, kimi inançlar vardır. Onların da kal­binde, İsrâiloğullarının da gönlünde bu inek sevgisi vardı Mısır’dan kalma, firavunlardan kalma, Firavun düzeninden kalma. Böyle Apis öküzlerinin tanrılığı vardı kalplerinde, sevgisi, saygısı vardı.

Hatta çölde Samiri’nin yaptığı put da onun için buzağıdır demişler kimileri. İnek değil, ama ineğin küçüğü. Neden inek değil de küçüğü? Çünkü kölelik ruhu adamların içine işlemiş. Diyorlardı ki büyüğe büyükler tapar, biz ancak küçükleriz ve küçüğe taparız, küçüklere tapabiliriz. Şimdi bizde de öyle değil mi sanki? Büyük işleri büyükler yapar. Biz küçükler ancak bunları yapabiliriz, büyüklerin yaptıklarını yapamayız diyorlar. Meselâ büyük eğlence merkezlerine an­cak büyükler gidiyor şimdi de. Yani meselâ şu anda Türkiye’de amerika gibi bir yapılanmaya gidecek cesaret olur mu? Olur, mu canım? Onu büyükler yapar sadece. Biz küçüğüz ancak kendi çapımızda işler yaparız.

Cevdet Sunay bir gün Konya’ya gelmiş, yolu köyden de geçiyor, çocuğun biri at pislikleriyle oynuyormuş. Cevdet Sunay kocaman, böyle dev gibi bir adam çocuğa göre, zaten kalıbı da yerinde, evlâdım ne yapıyorsun, ne uğraşıyorsun? Demiş. Amca işte filanın kafasını yapıyordum demiş. Hani o sarı, bu da sarı sarıyı sarıya benzetmiş çocuk, bir de Cevdet Sunay sevecek ya bunu. Oğlum demiş, rica etsem benim heykelimi de yapar mısın? Demiş. Çocuk şöyle başını kaldırıp bir bakmış ve şöyle demiş: Senin kadar pisliği nereden bulayım amca! Demiş.

Daha sonra Kur’an-ı Kerimde anlatıldığına göre Musa (as) Samiri’nin yaptığı o buzağıyı kırıyor. Parçalarını ateşten yakarak küllerini denize atıyor. Mühendislerimiz bu konuyu incelemişler ve Musa (as)’ın binlerce yıl önce altını nasıl yakıp küllerini denize attığına şaşırmışlar. Çünkü bugünkü tekniğe göre müspet ilim altını yakamıyor. Bu görünce bir ilahiyat profesörünün yanına gitmişler ve; Hocam Musa (as)’ın zamanındaki ilmi gelişmeler bugünkünden kat bekat ilerideymiş. Müspet ilmin bugünkü haline göre biz altını yakıp külünü denize atamıyoruz.” Demişler.

Bundan 2-3 ay önce sözüm ona bazı âlim müsveddeleri “Kur’an-ı Kerimde anlatılan kıssaların hepsinin yaşanmadığından” bahsedip durmuşlardı. BRE AHMAK VE ADİLER! KUR’AN-I KERİME BÖYLE HAKARET EDECEĞİNİZE DİZİNİZİ KIRIP OTURUP OKUYUN DA BÖYLE ANLAMAYA ÇALIŞIN. YOKSA KONYALI ÇOCUĞUN CEVDET SUNAY’A DEDİĞİ SÖZÜ SİZE DERİM. SELAM VE DUA İLE.