Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

DOĞRU BİR TUR ATANA KADAR YALAN ON TUR ATARMIŞ (2) 13.8.2019 Salı-Yüreğir/ ADANA

PDFYazdıre-Posta

İşte Rabbimiz kıyamete kadar bu tür facialardan bizleri koruyacak bir yasayı böylece indirmiş oluyordu. Bizim için en güzel bir hayat düsturunu bize tarif ediyordu. Günlük hayatımızda da, aile hayatımızda da, toplum hayatımızda da bu böyledir. Aramızda günahkârlar, fâsıklar, söz taşıyıcılar, arabozucular olabilir. Müslümanların arasına fitne ve fesat tohumları ekmek, Müslümanları birbirlerine düşürmek isteyenler olabilir. İşte şu anda şu ne idüğü belirsiz medya Müslümanları birbirlerine kırdırmak için

çırpınıyor. Müslümanları birbirlerine düşman etmek, bu ülkede Müslümanların dirliğini bozmak için koşuşturan nice hainler, nice ajanlar meydanda cirit atmaktadır.

Bunu bizler de çok iyi anlamak zorundayız. Ne kadar da güzel söylüyor Rabbimiz değil mi? Bir fâsık size bir haber getirdiği zaman aman onu araştırın. Doğru mudur, yanlış mıdır tahkik edin. Sakın araştırmadan gazapla harekete geçmeyin. Unutmayın ki öfke ile kalkan zararla oturur.

Burada yapılacak en doğru, en güzel iş bize bir haber geldiği zaman hemen anında o haberle ilgili kişiye, kişilere gidip, “bak senin hakkında şöyle şöyle duyduk, bu doğru mudur?” diyerek bizzat kendisinden işin aslını öğrenip ondan sonra karar vermek olacaktır. İşin aslını öğrenmeden ani bir karar verilmeyecektir. İşte Rabbimiz herhangi bir zarara uğramaktan sakındırıyor bizi.

Sonra da bakın o yalan beyanda bulunarak Rasulullah ve Müslümanları neredeyse bir felâkete sürüklemekle karşı karşıya olan o sahabeye bir sorgulama geliyor.

MUHTEREM MÜSLÜMANLAR! FACEBOOK, INSTEGRAM, TWİTTER VE WHATSAPP gibi kitle iletişim araçları azılı İslam düşmanları Yahudilerin tekelindedir. Şimdi çoğu zaman bakıyorum birisi bir başkasına İslam’la ilgili bir ayet, hadis veya ilmihal bilgisi sorduğunda karşı taraf hemen internete yazıp arıyor. Canım kardeşim çoğumuzun evinde kütüphane dolduracak kadar kitap var. Bir zahmet edip onlara bakıp cevap verseniz daha iyi olmaz mı?

1989 yılının Mart ayında mahalli seçilmeler yapılacaktı. Şimdi Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a atılan Diktatör, tek adam, Hazineyi soyuyor, bütün akrabalarını yüksek maaşlarla atadı gibi iftiraların aynısı rahmetli Şehid Turgut Özal’a da atılmıştı. Güya o seçimler sadece belediye seçimleriydi. Bu seçimlerde muhalefet partilerine oy verelim de Turgut Özal’a bir ders olsun dediler. Ve aynen dedikleri gibi yaptılar. O zaman CHP’nin yavrusu SHP vardı. Başta İstanbul olmak üzere, Ankara, İzmir, adana, Mersin, Eskişehir gibi büyükşehirler ile birçok ilin belediye başkanlığını SHP’li adaylar kazandı.

SHP’li Nurettin Sözen, “ Önce İnsan “ diyerek o dönem işçiler ile toplu sözleşmeler için görüşmeler yapmış, ancak bazı aksilikler çıkmıştı. Görüşmeler sırasında yaşanan tıkanıklık belediyenin çöp toplama hizmetlerini engelledi ve kentte çöp sorunu başlattı.

Nurettin Sözen sözde “önce insan” diyebilir. Ama İBB bağlı İSKİ genel müdürü Ergün Göknel önce parayı hortumlamadım” diyerek inkâr etti. Eğer Ergün Göknel’in eşi kocası Ergün Göknel’in başka bir kadınla metres hayatı yaşmasını öğrendiğinde kıskanmasaydı İstanbulluların daha çok parası böyle çarçur olurdu.

Eski İstanbul’da CHP’li Sayın Nurettin Sözen zamanında İstanbulluların yaşadığı birçok acı hatırayı hatırlatıyor. Bunlardan birkaç tanesini buraya aktarayım da okuyucularım bunları okuduktan sonra yine eski İstanbul’u özlemişler ki oylarını CHP’li başkan adayına verip kazandırdılar. İşte CHP’li Nurettin Sözen İstanbul belediye Başkanı olduğu zamanlardaki acı hatıralardan birkaç tanesi şöyle yaşanmıştır:

Birinci acı hatıra: “O zaman İstanbul’da çöpler vahşi depolama usulüyle toplanırdı. İstanbul’daki çöpler Hekimbaşı çöplüğü ve Tuzla çöplük alanlarına dökülürdü. İşte Hekimbaşı çöplüğünde biriken metan gazın patlamasıyla 38 kişi ölmüştü. Temizlik işlerinde çalışan işçilere maaşları ödenmediği için İstanbul sokaklarında adeta çöp tepeleri oluşmuştu. Çöplerin kokusu herkesi rahatsız ediyordu. Resmi kuruluşlar maske dağıtmaya başladı.

İkinci acı hatıra: Sık sık su kesintisi olurdu. Su kesildiğinde suyun basıncı olmayınca kanalizasyon suya karışırdı. Belediye başkanı sık sık İstanbullulara “sakın suyu kaynatmadan içmeyin. Çünkü kanalizasyon suyu karışıyor” diye ikaz ederdi. Biz o zamanlar İstanbul’a sık sık misafirliğe giderdik. Belediye Başkanın duyurularını işitenler; “A başkan olmayan suyu nasıl kaynatıp içeceğiz” diye dalga geçerlerdi. Herkesin evinin girişinde 10 veya 20 litrelik plastik bidonlar vardı. Ahali sıra beklerdi. Gece su geldiğinde bidonları doldurduğu için şanslı olurdu. Su tazyikli olmadığı için yüksek mahallelerde su akmazdı. Oralara tankerlerle su götürülürdü.

Üçüncü acı hatıra: o zaman İSKİ’nın genel sekreteri Ergün Göknel diye birisi vardı. Öğretmen maaşlarımızın eski parayla 15 milyon olduğu zaman bu sekreter tam tamına hiç kimsenin haberi olmadan zimmetine 11 milyar lira para geçirmiş. Başka bir kadınla evlenip eski karısına verdiği sözü yerine getirmediği için önceki hanımın şikâyeti üzerine rüşvet ortaya çıkmıştı.

Dördüncü acı hatıra: Belediye otobüslerindeki tutacakların her birini 250 dolardan alınmıştı. Bugünkü parayla tanesi 550 liraya geliyor. Üzerinde 25 sene geçmesine rağmen otobüslerdeki o tutacaklar hala 1 liradan alınıyor. Yani CHP’li belediye başkanın döneminde bir tane tutacak alınırken AK Partili belediye başkanı zamanında 500 tane alınıyor. Belediye otobüslerine binen insanların ayaktayken düşmemek için otobüsün tavanına tutundukları tutacaklardı. Böyle bir harcamaya bütçe dayanır mı?

Daha bu ve buna benzer yüzlerce rüşvet ve yolsuzluk olaylarını İstanbullular CHP’li belediye başkanı olduğu zaman yaşamışlardı. Bütün bunları 35-40 yaşın altındaki insanımız ve İstanbul’da yaşamayanlar bilmez. Lütfen bunları çocuklarımıza ve çevremizdekilere anlatalım ki 30 Mart 2014 Pazar günü yapılacak seçimde yanlışlıkla CHP’ye oy verip yeniden bunları yaşamsınlar.

Mahallenin birinde üç tane kız okumuş aynı şehre biri doktor, biri hemşire, diğeri de ebe olup atanmışlar. Aynı mahallede yaşlı bir kadın hastalanıp hastaneye muayene için geldiğinde üçü de görüp ilgilenmişler. Arkasında, “Teyze bizi tanıyor musun? Diye sorduklarında hemşireye; “Sen küçükken hep altını ıslatırdın. Sen S….li Zehra’ydın,demiş. Öbürüne de sen burnunda sümük eksik olmazdı. Sen küçükken sana da S….lü Ayşe derdik,demiş.Doktora dönünce doktor hemen ayağa kalkmış ve; “Teyze ne olur beni tanıma” Diye yalvarmış.

Gerek “ŞU DAĞLARIN ARKASINI BİLİRİM,/ İFLAF OLMAM BEN BU DERTTE ÖLÜRÜM… “Türküsünde ve gerekse üç kızın yaşlı teyzenin “Bizi Tanıyor musun? Sorusuna verdiği cevapta olduğu gibi ben CHP’yi bilirim. Eminim onlarda beni biliyordur. SELAM VE DUA İLE.(ŞİMDİLİK BİTTİ)