Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

KURBAN İBRAHİMÎ DURUŞUN CANLI VE KANLI ÖRNEĞİDİR 13.8.2019 Salı-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Kurban kesmekteki gaye ne et yemek, ne et dağıtmak, ne de kesilen etleri kavurma yapıp yemektir. Kurban Allah’a yaklaşmak kastıyla kesilen hayvanın ve yapılan ibadetin adıdır. Yani kurban bizi Allah’a yaklaştırmalıdır. Biz Allah rızası için kurban kesmeliyiz. Şeytan için kurban kesmemeliyiz.

Kapitalist sistemin temsilcileri bize “herkes et yiyor, Boş yere şimdi bunca hayvanı kesmeye gerek yoktur. Kurban keseceğinize

onun parasını hayır kurumlarına bağışlayın. O kurumlar ihtiyaç oldukça hayvan alıp keserler zaten…” gibi subliminal mesaj ( insan algısı limitlerinin altında kalmak o anda doğru fark dilmemek üzere tasarlanmış mesaj) mesaj göndererek bizi kendilerine köle yapmaya çalışırlar. Eski amerika başkanlarından Henry Kissinger; “dünyadaki ilaçlarla yiyecekleri kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz.” Demiştir.

Biz Müslümanlar Rasulullahın siret ve sünnetine bürünmeliyiz ki ancak o zaman kurtuluşa erebiliriz. Haccımızı, namazımızı, orucumuzu ruhuna uygun bir hale getirirsek o zaman millet olma şuurunu yakalamış oluruz. Bir bayramın içindeyiz. Üç gün önce bayram namazı kıldık. Niye sahra mescitleri yerine herkes mahallesinde BAYRAM NAMAZI KILDI?

Hac sadece Kâbe’nin etrafını tavaf edip Arefe günü Arafat vakfesinden durmaktan ibaret değil. Onlar zaten haccın farzlardır. Bunun dışında senenin her ayında sırasıyla Müslüman doktorlar, Müslüman Veterinerler, Müslüman Mühendisler, Müslüman fizikçiler, Müslüman mimarlar, Müslüman Kimyagerler ve diğer meslek gurupları Mekke’de toplanıp Müslümanların meselelerini müzakere etmeli değiller mi?

Mesela Mekke’deki Hac hutbesinde başta Müslümanlar olmak üzere bütün dünya insanları bu sene nasıl bir mesaj verilecek diye dikkatle hutbeyi beklemeli değil miydiler? İngiltere ve amerika Suud ailesini dörde bölmüş vaziyette idare ediyor. Dörtte bir mahpus, dörtte biri suskun, dörtte biri yurtdışına kaçmış kaçak, geri kalan dörtte biri ülkeyi idare etmeye çalışıyor. Böyle bir parçalanmışlığın kendine faydası yok ki 2 milyar Müslüman faydalı olsun. Zaten Suud ailesi ve devleti Vehhabi mezhebine mensup. Vehhabiliğin Müslümanları birleştirmek diye bir projeleri yok.

Kesilen kurbanın büyük veya küçük olmasının bir yerde anlam ve önemi yok. Asıl önemli olan kurban alıp kesen bir baba kurbanı kıbleye karşı yatırıp ayağını bağladıktan sonra bıçağı uzatmadan önce ne düşündüğü önemlidir. Bir baba olarak kendisini İbrahim (as) yerine koyarak kurban kesiyorsa o zaman gerçek kurbanı kesmiştir. O adamın eşi kurban başındayken kurban kesilirken kendisini Hacer annemizin yerine koyuyorsa o zaman o evde kurban kesilmiştir. Kurban kesen babanın çocukları kurbanın başındayken kendilerini İsmail (as)’ın yerine koymuşlarsa işe o zaman o evde kurban kesilmiş demektir. Yoksa kesilen kurbanın bir anlam ve ifadesi yoktur.

Ve Peygamberimizin bize bıraktığın Kitap rehberimizdir Ey Muhammed(SAV)…Allah şöyle buyurmamış mıydı:?

“Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin O’nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah'ı yüceltmeniz için onları böylece sizin buyruğunuza vermiştir. Ey Muhammed! İyilik yapanlara müjde et.” (Hacc-37)

Tefsir âlimleri bu ayeti şöyle açıklamışlardır; Şunu da kesinlikle unutmayın ki bu kurbanlarınızın ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşacak değildir. Allah’ın size hiçbir ihtiyacı yoktur. Lâkin sizin takvanız Allah’a ulaşır. İbadetlerinizin dış formlarına hiç bakmaz Allah. O ibadetleri yaparken taşıdığınız takvalarınıza, Allah için taşıdığınız güzel niyetlerinize bakar.

Evet, yaptığınız kulluklara, haclarınıza, kurbanlarınıza, kurbanlarınızdan insanlara yedirmelerinize, namazlarınıza Allah’ın hiç mi hiç ihtiyacı yoktur.

“Rabbin Müstağnî ve rahmet sahibidir. Dilerse, sizi başka bir milletin soyundan getirdiği gibi, sizi yok eder, dilediğini yerinize getirir.” (En’âm 133)

Evet, yaptıklarımızın tümünü biz kendimiz için yapıyoruz. Çünkü Allah Ganidir, Allah zengindir. Allah hiç kimseye ve hiç kimsenin amellerine muhtaç değildir. Ne ibadetlerimize, ne çalışmalarımıza, ne gayretlerimize hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Ne amellerimize, ne kulluklarımıza ne de bize ihtiyacı vardır Allah’ın. Bizi yalnızlığını gidermek veya amellerimizden istifade etmek için de yaratmadı. Dilediği zaman da bizi yok etmeye muktedirdir.

Öyleyse size hakim olan, sizin üzerinize Kahhâr olan Rabbinize teslim olup O’nun istediği gibi bir hayat yaşayın. Asla O’nun e-mirlerine isyan içine girmeyin. Haccınızı Allah adına yapın, kurbanlarınızı Allah adına kesin. Hayatınızı Allah’ı yüceltme adına değerlendirin. Sadece Allah’a secde edin. Allah adına takvalı olun. Lebbeyk deyin. Buyur ya Rabbi! Emret ya Rabbi! Emrine hazırım ya Rabbi! Diyerek bir hayatı Allah için güzelce değerlendirin. Unutmayın ki sizden Allah’a sadece takvalarınız, teslimiyetleriniz ulaşacaktır

Yusuf kuyuda, Eyüp kuytuda, Ashab-ı Kehf uykuda... Ama hepsi Allah'a teslim... Yunus kat be kat karanlıklarda, Zekeriya kovuklarda teslimiyetlerini Rablerine arz ediyorlardı... Musa'nın annesi yavrusunu cellâtlara teslim etmektense Nil'e teslim ediyordu... "En hayırlı Koruyucu" onu koruyacaktı...

Meryem mabede... Hacer çöle... İsmail bıçağa teslim... Onlar adayış destanı yazmakla meşgul...

Habeşistan Cafer'e... Yesrib Mus'ab'a... Şehirlerin anası Mekke (Ümmü'l Kura) Mekke'nin yetimine teslim...

Yüce Kur'an bu teslimiyet örnekleri ile bize bir bilinç ve inanç aşılıyor... Teslimiyetsiz bir İslami yaşamın olamayacağım gözler önüne seriyor... İnsan- Allah ilişkisi teslimiyet üzerinden gerçekleşiyor... Tabii ki anlamlı, bilinçli bir teslimiyet... Anlayarak, idrak ve iman üzere bir teslimiyet... Kendini yok sayarak, kendinden vazgeçerek, kendini inkâr ederek bir teslimiyet değil... Meyyitin gassala teslimiyeti gibi bir teslimiyet değil... Akl ederek, fikrederek, fıkhederek bir teslimiyet... Var olarak, kendi anlamını yakalamak için bir teslimiyet...

"İşittik ve itaat ettik" müminlerin en belirgin özelliği değil midir? "Hemen, şimdi" bir itaat... Ertelemeden, eveleyip- gevelemeden, verilen emri yerine getirme hassasiyeti... İlk Kur'an nesli böyle değil miydi?

İsrailoğullarının ayırıcı vasfı ise; "İşittik ve isyan ettik" tarzında belirginleşmiyor muydu?

İşte müminlerle mücrimlerin farkı... Peki, bu güne gelince durum nedir?

"İşittik" ancak düşünmemiz, tartışmamız, görüş alış-verişinde bulunmamız, koşulları hesaba kalmamız lazım.., Sonra? Ömür vefa ederse; "itaat ederiz" anlayışı...

İslam’ın çok aziz ve muhterem mihenk taşları! Gül dikensiz olmaz. Yürüdüğünüz yolda hiçbir engelle karşılaşmıyorsanız; yürümüyorsunuz demektir. İslam’ı doğduğunda kulağına ezan okutmak, kimliğinden dini hanesinin karşısına “Müslüman” yazmaktan, ölünce de başkalarının cenaze namazını kılmaktan ibaret sananların çok olduğu bir dünyada elbette Firavnî, Nemrudî, Dakyanusî fikirler -o zaman olduğu gibi- bugünde onların temsilcileri aynı işlevi göreceklerdir. Sizin varlığınız onların rahatını bozmaya yetiyor.

Bir insanın babası peygamber olabilir. Annesi dünyanın en bilgili ve becerikli kadını olabilir. Evlat ebeveynin yolunda gitmedikten sonra bunun evlada pek faydası olmaz. Olsaydı Nuh Tufanı başladığı sırada Nuh Aleyhisselama iman etmeyen oğlu Yâm'a (Kenan), iman edip gemiye binmesini söyledi ise de oğlu; ''Dağa çıkar sudan kurtulurum.'' deyip binmedi. Herkesin öldüren su aşağıda yükselip gelirken Yâmâ’yı öldüren su yukarıdan bir dalga şeklinde gelip onu boğdu. Boğulanlar arasında hazret-i Nuh’un hanımı da vardı. O da iman etmemişti. Demek ki kim olduğumuz önemli değil. Kiminle beraber olduğumuz önemli.

Peygamber Efendimiz (SAV) “Ey Fâtıma! Kalk, kurbanının yanına git ve kesilirken şu duayı oku: "İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi Rabbil âlemîne lâ şerîkeleh." (manası: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O'nun ortağı yoktur.) Muhakkak ki kurbanından yere damlayan ilk kandamlası ile ömründe işlemiş olduğun her günah bağışlanır, affolunur. Muhakkak yarın kıyamet günü, kestiğin bu kurbanın kanını ve etini yetmiş kat fazlasıyla getirip terazinin sevaplar kefesine koyarlar (Bu müjdelere kurban kesen bütün Müslümanlar ortaktır) . (Hâdis-i şerif- Riyâzü’s-Sâlihîn)

Kurban kesen kendini Cehennemden azat etmiş, kurtarmış olur. (İbn-i Âbidîn) Kurbana verilen paranın sevabı, yüz misli yani pek çok parayı sadaka vermek sevabından daha fazladır. (Ebû Bekr Ali)

Sözüm ona sözde bir sanatçı Twitter hesabından yayınladığı "Hiç sevmem bu bayramı. Kanlı bayram, ilkel bayram, insanlığın karanlık dönemini kutsayan örümcek kafanın bayramı. Benden uzak olsun” Kurban Bayram’ı mesajı sosyal medya kullanıcılarını kızdırdı. Bu paylaşımın ardından eleştirilerin hedefi olan bir tiyatrocu.

Ceddimiz Osmanlı bu fitne ve fesadı 1299’dan 1923 yılına kadar geçen süre zarfında 624 sene engellemiştir. Bugün hala kıblesi bir,Peygamberi Bir,Kitabı Bir,Dini Bir,Namazı Bir,Orucu Bir,Haccı Bir Kurbanı Bir Ve Binlerce Biri Olan Müslümanlar Sizi Kim birbirinizden ayırarak bu hale getirdi.Birbirinizin mezhebine, meşrebine,seyr-i sülüküne, şeyhine bakmadan bir araya gelin.Peygamberimizin Kureyş’e tavsiye ettiği Bir kelime üzerinde birleşin.Birleşin ki hem siz hem de sizin gibi dünyadaki mazlumlar kurtulsun.Hem siz rahat edin hem de insanlık rahat etsin!

O halde bana kulak veriniz, şimdi size bir şeyler teklif ediyoruz! İyice dikkat ediniz! Allah'ın Resulü Muhammed (sav)'in bundan bin beş yüz sene önce Kureyş kabilesine teklif ettiği şeyi size teklif ediyoruz. Peygamberimiz (sav) Kureyş’e : "Geliniz, La ilahe İllallah deyiniz. Bizans sizin olsun İran sizin olsun!"demişti. Ve O'nun dediği oldu. Gerçekten Hz. Muhammed(sav)'in bu teklifine uyarak, "La ilahe İllallah" diyenler çok geçmeden o zamanın iki süper gücü olan Bizans'a hâkim oldular İran'daki Sasani İmparatorluğuna sahip ve hakim oldular.

Osman oğulları! Osmanlı imparatorluğunu İslam’da aldıkları eğitim ve öğretime göre kurdukları için Türk olmayanların dışında kimseyi Türkçe konuşmaya zorlamamışlardır. Hatta Türk olanlar bile medreselerde 400 seneden beri Kürtçe eğitim ve öğretim görmüşlerdir. Son Osmanlı toprağı üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti bile Hem resmi dil hem de eğitim ve öğretimde Türkçeyi mecburi kıldığı için Anadolu’da üç bin yıllık bir kültürü yok etmiştir. Bir devletin kendi milletine ve medeniyete yapacağı en büyük kötülük asimilasyondur. Osmanlı imparatorluğu bugün üzerinde irili ufaklı 72 devletin kurulduğu topraklarda ne kimsenin dinine ne kimsenin diline ne de kimsenin kültürüne karışmamıştır. Fransızlar Cezayir’i işgal edip kırk sene kaldıkları halde Cezayir’de herkesi Fransızca konuşmaya zorlamışlardır. İngilizler altmış sene Hindistan’ı ve Pakistan’ı işgal ettiler. O milletlere İngilizce konuşmaya zorladılar ve İngilizceyi öğrettiler. Sovyetler birliği 1917 Komünist devriminden sonra işgal ettikleri Türk cumhuriyetlerindeki alfabeleri kaldırarak kendi alfabeleriyle eğitim ve öğretim yaptırmışlardır.  

Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek 1969’da yazdığı “MÜJDE” adlı şiiriyle bu durumu şöyle dile getirmiştir:

“O gün bir kanlı şafak, gökten üflenen ateş;/Birden, dağın sırtında atlılar belirecek./ Atlılar put şehrine gediklerden girecek;/Bir şehir ki, orada insan ayak üstü leş./

Yalnız iman ve fikir; ne sevgili ne kardeş;/Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek./Ve bir devrim, evvela devrimi devirecek./Her şey birbirine denk, her şey birbirine eş./

Fertle toplum arası kalkacak artık güreş;/Herkes tek tek sırtına toplumu bindirecek./Gökler iki şakkolmuş haberi bildirecek./Müjdeler olsun size; doğdu batmayan güneş!” SELAM VE DUA İLE.