“KEL AYNAYA BAKAR İSMİNİ ELE TAKARMIŞ” 23.7.2019 Salı-Yüreğir/ADANA

Yazdır

1965 yılından beri CHP milletin yararına ne kadar iş ve eylem varsa hepsine karşı çıkmıştır. Karşı çıktığı ilk eylem şimdiki adı “15 TEMMUZ ŞEHİDLER KÖPRÜSÜ” olan Boğaziçi köprüsünün yapımıydı. Bu köprünün yapılmaması için yerel ve ulusal ne kadar yargı varsa yürütmeyi durdurmak için hepsine başvurmuştu. Hikmeti Huda köprü açılışı da CHP genel başkanı olan Bülent Ecevit başbakan iken yapmıştı.

Arkasında Nükleer santral, YHT, HES’ler, Bölünmüş yollar, Osman Gazi köprüsü, Barajlar, Hava

limanları, DHKP-C PKK, FETÖ silahlı terör örgütü, İstanbul hava limanı, Kanal İstanbul ve benzeri ne kadar MEGA proje yapılmaya başlandığında hep karşı çıkıp yürütmeyi durdurmak için yargıya müracaat etmiştir.

Türkiye cumhuriyeti kurulduktan sonra önce yok sayılan sonra asimile etmek için zorunlu göçe tabi tutulan ve daha sonra da korkutulan Alevîlerle Kürtler yıllarca CHP’ye oy vermek zorunda kaldılar. Gerek Kürtler gerekse Alevîler DP (Demokrat Parti) kurulduktan sonra DP’ye oy verdiler. 1960 ihtilalından sonra ara dönemde iktidar olan CHP tekrar eskisi gibi Kürtlerle Alevîlere tek parti döneminden olduğu gibi zulme ve zorunlu göçe tabi tuttu.

“Göz gördüğünden korkar” hesabı o tarihten sonra Alevîler sevmedikleri halde CHP’ye oy vererek adeta CHP’nin “Oy Deposu” haline geldi. CHP Alevîleri bu hale getirdikten sonra Kürtleri de bu hale getirmek istedi ama olmadı. Bu sefer Kürtlerin yaşadığı Doğu ve Güneydoğuya hizmet götürmeyerek zulmetti. Mesela ben ilkokula başladığımda bizim köyde hala okul yoktu. Biz her gün okula gitmek için yaz kış demeden 45-50 dakika gidip gelirdik.

AK Partinin iktidara gelmesiyle beraber demokratik paketlerle birçok yasak kalktı. Herkes gibi Alevilerle Kürtler de kendin ifade ettiler. Rahmetli Şehid Turgut Özal başbakan olana kadar Kürtler Kürt olduğunu söyleyemezlerdi. Marmara-Ege ve İç Anadolu’da Kürt denilince Aleviler akla gelirdi. Hele birde buralarda Kürtçe konuşunca insanlar öküzün trene baktığı gibi sana bakarlardı.

AK Partinin hem ekonomik hem de Özgürlük alanlarında yaptığı değişiklikler nedeniyle ana muhalefet partisi yıllarca üstüne oturdukları zeminin kaydığını görünce şimdi uluorta demeçler vererek sözde Kürtler ile Alevîlerde kafa karışıklığı oluşturmaya çalışıyorlar. İşte CHP’li Hamza Çebi’nin Alevî açılımı nedeniyle Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Alevîlere verdiği yemek üzerine kendisine sorulan bir soru üzerine; “Alevî açılımı hikâyeden ibarettir. AK Parti iktidarının içinde bir tane Alevî bakan bir tane müsteşar, bir tane genel müdür var mı?” Diye cevap verdi.

Benim bu konuda bilgim yok ama Hamza Çebi’nin partisi iktidardayken Kürt ve Alevîlerin varlığını kabul bile etmiyordu. Belki kendi iktidarları zamanında Alevî vatandaşlardan epey insanı devletin üst kademelerine tayin etmişlerdi. Ama bu memlekette asıl büyük çoğunluğa sahip Sünnilere yaşama hakkı bile vermediler. Devlet dairelerinde başörtülü ve sakallı çalışmak bir yana devlet memurelerinin sokakta bile başını örtemeyeceklerine dair Ankara idare mahkemesi karar vermişti. Niğde ve daha birkaç şehirde Belediye otobüsleri şehir içi taşıma yaparken mecburen üniversite kampusunun içinde geçiyordu. O zaman üniversite Kampusları şehrin dışında oldukları için jandarmaya bağlıydı. Üniversite rektörleri jandarmaya yazı yazarak söz konusu otobüsler kampusun kapısındayken içi aranır ve otobüsün içinde başı örtülü kadın ve kız varsa onları indirirlerdi.

CHP tek parti yönetimi zamanında inkılâpları yerleştirme adı altında 27 sene boyunca bu milletin ensesinde boza pişirmiştir. Onun içindir ki çok partili hayata geçtiğimizden bu yana milletimiz CHP’yi tek başına iktidara getirmemiştir. CHP tek başına gelmediği için hep ihtilal, muhtıra, Postmodern darbe, E-Muhtıra ve en son 15 Temmuz 2016 Cuma günü ülkemizi işgale kalkanları savunmuştur. CHP iktidara gelecekse bunların hepsini mübah görür ve savunur.

15 Temmuz 2016 Cuma günü saat 21.55 itibarıyla başta Fetö silahlı terör örgütü olmak üzere ne kadar yerli ve yabancı düşmanımız varsa hepsi birleşti ve ülkemizi işgale kalktılar. CHP’nin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu iktidara gelemezse bile ana muhalefet partisinin lideri olduğu için her zaman devlet yönetiminde bir ağırlığı olması gerekirken kendisi bunu o gün de bir türlü değerlendirememiştir. Siyasi erk olarak genel başkanlığı var. Maliyet itibarıyla İş Bankası gibi bir bankanın idaresini de elinde tutuyor. Dünyada CHP dışında bir partinin bankası olduğunu ben bilmiyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin tabanında gelmek yerine paraşütle geldiği için nasıl hareket edeceğini; nerede ne söyleyeceğini de bilmiyor.

Hem Türkiye içinde hem de Türkiye dışında bu milletin ne kadar düşmanı varsa hepsiyle dost oluyor.

Düşünmeden taşınmadan rastgele konuşmalar yapıp demeçler veriyor. Günü geldiğinde söyledikleriyle karşı karşıya gelince bu sefer tam ters istikamette hareket ediyor. Mesele bir defasında ihtilal olsa ne yaparsın? Diye sorulduğunda cevaben “İLK DEFA BEN TANKIN ÜSTÜNE ÇIKARIM” demişti. Gün geldi devran döndü 15 Temmuz 2016 Cuma günü Fetö silahlı terör örgütü ülkeyi işgale kalktığında kendisi gece geç saatlerde uçakla gelip İstanbul Atatürk hava limanında indi. Adı geçen terör örgütü havalimanın çevresini tanklarla çevirmişti. Kendisi VIP salonunda biraz beklemişti. Korumaları gidip işgalcilerle konuşarak yolu açtılar. Kemal Kılıçdaroğlu açılan yolda tıpış tıpış yürüyerek arabasına binip CHP Bakırköy belediye başkanın evine sığındı. Mazeret olarak da “O gece otellerde yer olmadığı için oraya gittiğini” söyledi. İyi güzel de başta cumhurbaşkanı ve başbakan olmak üzere o gün milyonlarca insan meydanlardaydı. Kendisi de milletle beraber olsaydı acaba ne olurdu? Kendisi milletle beraber olamazdı. Çünkü CHP’nin genlerinde milletle beraber olmak yoktur.

Arada geçen süreden sonra kendisine tankların üstüne niye çıkmadığı sorulunca utanmadan sıkılmadan; “Orada tank mı vardı? Getirin tankı üstüne çıkayım” diyerek zeytinyağı gibi üste çıktı.

Bir de utanmadan sıkılmadan kimi zaman kontrollü darbe, kimi zaman tiyatro dedi. Eğer dediği gibi kontrollü darbeyse o zaman bu darbeyi kim kontrol ediyordu. Yazının başında “KEL AYNAYA BAKAR İSMİNİ ELE TAKARMIŞ” demiştim. İşte CHP hep başkaları tarafından kontrol edildiği için herkesi böyle görüyor. “Atalarımız “Herkesi nasıl bilirsin? Sorusuna; “Kendim gibi bilirim” diye cevap vermişlerdir.

15 Temmuz 2019 Pazartesi günü darbe girişiminin 3. Yılıydı. TBMM 15 Temmuz darbe girişimini konuşmak için ÖZEL GÜNDEMLE toplanmıştı. İkinci konuşmayı CHP gurup başkanı yapmıştı. Allah rızası için o konuşmayı biraz dinleyin. Biraz dinledikten sonra CHP’nin şuan nasıl bir haleti ruhiye içinde olduğunu anlarsınız. İnsandan biraz ar biraz izan biraz da 251 Şehid, 2193 Gazi ve bunların ailelerine saygı duyar. AK Partinin icraatlarından gördüğün yanlışlar varsa bu yanlışları başka bir günde mecliste söz alır konuşursun. Şimdi onları konuşmanın sırası mı?

Kemal Kılıçdaroğlu Fetö silahlı terör örgütüyle derin amerika tarafından CHP genel başkanlığına getirildiği için kendi isteğiyle isteyerek CHP genel başkanlığından ayrılmaz. Çünkü kendi iradesiyle oraya gelmemiştir. Kemal Kılıçdaroğlu AK Parti ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan karşısında bir varlık gösteremeyeceğini anladığı için kendisi Sayın Erdoğan’a direk rakip olmak yerine piyonlarını kullanıyor. Mesela 24 Haziran 2018 Pazar günü yapılan başkanlık seçiminde kendisi aday olmadı. Çünkü kazanmayacağını biliyordu. Eğer aday olsaydı kazanmayacağı için CHP genel başkanlığını kaybedecekti. Başkanlığı kazanmadıysa da genel başkanlığa devam ediyor.

Daha da ileri giderek üniversitenin tıp fakültelerinde o zaman tıp fakültelerindeki profesör ve doçentler ücretli muayene ederlerdi. Benim de eşim rahatsızlanmıştı. O zaman şimdiki gibi telefon veya internet üzerinde randevu alıp muayene olmak yoktu. Sabahları en geç 6:30’da gidip muayene olmak için sıraya girerdik. Birimiz randevu sırasına girerken bir diğerimiz ilaç sırasına girerdik. Ben de bu sıralara girip çıkmadan usandığım için eşimi “ÖZEL OLARAK MUAYENE” etmek için tıp fakültesindeki bir vezneye para yatırmak için kuyruğa girdim. Sıra bana gelince eşimi muayene edecek profesörün ismini söyleyip parayı veznedara uzattım. Veznedar; “-Amca kim muayene olacak?” Diye sordu. Ben de; “Eşim muayene olacak” diye cevap verdim. Veznedar; “amca o profesör başörtülüleri muayene etmiyor.” Diye cevap verince ben; “neden muayene etmesin? “Parasıyla muayene nasıl etmez” diye diretince veznedar: “amca o profesörün odası şurada. Git görüş muayeneyi kabul ederse parayı sonra ver. Şimdi ben parayı alırım. Muayeneyi kabul etmezse paran boşa gider. Ben tekrar parayı ödeyemem” Aynen dediği gibi gidip profesörle görüştük. Ve adam muayene edemeyeceğini söyledi. Ben ve eşim işi Allah’a havale ederek dönüp geldik.

1999 seçimlerinde CHP’nin yavrusu SHP 18 Nisan’da yapılan seçim sonrası REFAH PARTİSİNDE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ SEÇİLEN Bayan Merve Kavakçı yenim etmek için TBMM girdiğinde SHP milletvekilleri ayağa kalkarak hep birden; “Çık dışarı! Çık dışarı” diye tempo tuttuklarını Sayın Hamza Çebi ne çabuk unuttu.

Toplumsal kültürü bozmak için egemen güçler değerlerimize saldırmakla ile başlıyor. Toplumsal eşitlik sonucu erkekleşen kadın kadınların erkekleri görmeye başladık. İstanbul sözleşmesi sonucu ingilteredeki doğumların % 50'si babasız olmuş. Doğumların da % 50'si 18 yaş altındaki kız ve kadınlardan oluşuyor.2001 yılında önümüze gelen sözleşmeyi 2011 kadını koruma kanunu olan 6284 sayılı kanunu çıkardık.

İstanbul sözleşmesiyle neyi imzaladık. Eşitlikle ne amaçlanmıştır?Biz neyi eşitledik? Eşitlik adı altında eşcinsellik mi amaçlanıyor? 6284 sayılı kanına göre kadın ve çocuklar korunuyor gibi görünse bile bu kanun çıktıktan sonra kadına ve çocuklara karşı şiddet oldukça arttı. Binlerce aile dağıldı.Binlerce erkek suçsuz yere cezaevinde veya ailesinden ayrı olarak yaşıyor.

39 dokuz yıl Milli eğitimde öğretmen müdür yardımcısı müdür başyardımcısı ve müdür olarak görev yaptım. eğitimci olarak görev yaptım. Şu süre zarfında derste yaramazlık sonucu veya disiplin suçu işleyerek idareye gelen öğrencilerin % 80’nin anne babası ayrılmış olanlardı.

6284 kanuna göre babanın evin dışına çıkarılması çocuklar üzerinde giderilmesi ol

Kılıçdaroğlu: Linç girişiminde bulunan alçaklara soruyorum, ben askerlerin haklarını savunurken neredeydin?

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2 yıl önce Artvin'de kendisine yönelik gerçekleştirilen PKK saldırısını hatırlattı ve "Çubuk'taki saldırıyı gerçekleştirenlerin PKK'dan bir farkı yok" diye konuştu. "Açık ve net söylüyorum bir linç girişimiydi" diyen Kılıçdaroğlu, "Linç girişiminde bulunan alçaklara soruyorum: Ben askerlerin haklarını savunurken sen neredeydin?" ifadesini kullandı.

Yerel seçimlerden sonra meclisteki ilk grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Demiştik ki Mart'ın sonu bahar olacak. Bahar hepimizin özlemle beklediği bir mevsimdir, tabiatın canlandığını görmek hepimizin arzusudur. Ve sonunda Mart’ın sonunda bahar oldu, baharımız kutlu olsun" ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, CHP’li büyükşehir belediye başkanları ile ilk kez bir araya geldi
CHP'ye oy verenlere teşekkür eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Ben buradan Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy veren bütün vatandaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum, baharı getiren onlardır. Mansur Yavaş Ankara'ya, Ekrem İmamoğlu İstanbul'a, Zeydan Karalar Adana'ya baharı getirdi. Bütün belediye başkanı arkadaşlarıma şunu söyledim: Asıl görev şimdi başlıyor. Verdiğiniz her sözü yerine getirin. Partizanlık yapmayacaksınız. Söz verdiniz, bütün beldeyi kucaklayacaksınız."

Kılıçdaroğlu, "Bütün medya ellerindeydi, her yerde onların afişleri vardı ama biz halkın ferasetine güvendik ve başardık. Halk demokrasiye inandı. Halkı kandırmadık, vaatlerimizi anlattık. Ve halkın desteğini aldık. Bu desteğin ardında vatandaşlarımız var" diye konuştu.

Topla tüfekle yıkamadıkları bu milleti sloganlarla yıktılar. Namaz kalıyorsa yobaz deyin. Başını örttüyse sıkma baş deyin. çarşaf giydiyse kara Fatma deyin. İçki  içmiyorsa çağdışı deyin. Slogan olarak değil yaşanan bir egemenlik istiyoruz. Esrar ve eroinman hakim olduğu bir düzende egemenlik olur mu? Bir ermeni milletvekili mecliste kürsüye çıkıyor ve Osmanlı Ermeni soy kırımı yaptı diyor. Eğer Osmanlı soy kırım yapsaydı siz Ermeniler 600 sene Ermenice konuşabilir miydiniz? Osmanlı mezhepçilik yapsaydı bir tane alevi ve işi kalır mıydı? Türkiye kendi eğitim metoduyla terörist yetiştiriyor. Bu eğitim sisteminden bir en önce vaaz geçmemelidir.

Eğer almak ve şerefsizlerin dediği gibi Osmanlı soykırım yapsaydı Avrupada ne Hırvatlar Hırvatça konuşabilirlerdi Nede Avrupadaki diğer milletler kendi dillerini konuşabilirlerdi.
İslam’ın savaş ilkesi batının barış ilkesinden daha iyidir. Peygamber efendimizin vefatından sonra Hz Ebubekir  (ra) hazırlanan orduya verdiği talimata hala batı hala ulaşamamıştır ilim yerine film adamı isteniyor.

Türkiye ne yatıp yaparak Barzani ile yeniden ilişki kurnalıdır. Dikkat edilirse Türkiye yalnız bırakılmak isteniyor. Hâlbuki Barzani Türkiye tarafından desteklenseydi ne İran böyle hareket edebilir ne de DEAŞ Kerkük ve Musul’da böyle katliam yapabilirdi. Ne olur bizim elimizle kardeşlerimizin dövülmesini istemiyoruz. Barzani’nin hataları olabilir. Hangimizin hatası yok ki. Zaten kusursuz dost arayan dostsuz kalır. AK Partinin başlangıçtaki dış politikası "komşularla sıfır problemle başlamamış mıydı ne oldu da komşularımızla aramıza ayrılık duvarları örüldü interneti açın Avrupalıların hazırladığı SİYON PROTOKOLKERİNDE bizim için neler yazıldığına baksınlar. SELAM VE DUA İLE.