Allah sabradenlerle beraberdir.
Reklam

“KESER DÖNER SAP DÖNER BİRGÜN GELİR BÖYLE HESAP DÖNER” 9.5.2019 Perşembe-Yüreğir/ADANA

PDFYazdıre-Posta

Siz CHP’lilerin her fırsatta demokrasiden, özgürlükten, seçimden sandıktan bahsetmelerine bakıp CHP’lilerin milletin iradesine sahip çıktıklarına inanmayın.Aynı zamanda CHP’lilerin her fırsatta kendi partilerinin cumhuriyeti kuran parti olduğunu söylemelerine aldanmayın. Evet CHP cumhuriyeti kuran parti ama bu cumhuriyeti kurma karşılığında Lozan’da nelerin verildiğini hiç gündeme getirmemektedir. Lozan dışında maddeleri belli olmayan başka bir anlaşmanın tarihte olduğunu ben duymadım.Duyan varsa bana söylesin benim de fikrim değişsin.

Siz CHP’nin her fırsatta seçimden sandıktan bahsetmesine de inanmayın. CHP’nin seçimden sandıktan anladığı

tek şey 1923’ten 1950 yılına kadar geçen 27 sene boyunca “AÇIK OY GİZLİ TASNİF” sistemi getirerek milletin iradesine kanun zoruyla el koymasıdır. Eğer siz CHP’nin 1950 yılında kendi iradesiyle “ÇOK PARTİLİ HAYATA” geçtiğine inanırsanız yine yanılırsınız. CHP zihniyeti 1950 yılında çok partili hayata geçmesi tamamen avrupanın baskısı sonucu gerçekleşmiştir.

Ve CHP çok partili hayata geçtikten sonra milletimiz hiçbir zaman CHP’ye tek başına iktidar vermemiştir. CHP bunun farkında olduğu için 1961 anayasasına yerleştirdiği ANAYASA MAHKEMESİ, DANIŞTAY, YARGITAY HSYK,YSK gibi kurumlarla milletin iradesine kendini ortak etmiştir. Böylece iktidara çoğu zaman ortak olmuştur. Bunlarla beraber Ordunun düzen ve intizamını da kendi zihniyetine hizmet edecek şekilde dizayn ederek milletin üzerine bir baskı aracı olarak kullanmıştır.

Eğer siz “böyle bir şey olamaz bunlar doğru değil” diye itiraz edecek olursanız o zaman 1960 yılından 2018 yılına kadar Genel Kurmay, ANAYASA MAHKEMESİ, DANIŞTAY, YARGITAY HSYK, YSK gibi kurumların üst düzey yöneticileri o göreve gelmeden önce veya o görevden ayrıldıktan sonra neden hepsi CHP’ye katılarak politika yapmışlardır. Sizce 50 sene boyunca Genel Kurmay Başkanı, ANAYASA MAHKEMESİ, DANIŞTAY, YARGITAY HSYK, YSK çalışanların hepsinin bila istisna CHP’de milletvekili veya CHP PM çalışması hep tesadüf mü? Bence bütün bunların tesadüf olması eşyanın tabiatına aykırı değil mi?

Bu milletin 1950 yılından beri tek başına iktidar v ermediği CHP Genel Kurmay, ANAYASA MAHKEMESİ, DANIŞTAY, YARGITAY HSYK, YSK başkan ve üyeleri sebebiyle hep iktidardan kalmışlardır. CHP onlara Tak diye emretmiş, onlarda şak diye yerine getirmişlerdir.

Bunun böyle olduğuyla ilgili olarak birkaç örnek aktararak yazıma devam edeceğim inşallah. Birinci örnek Rahmetli Şehid Turgut Özal İPRAŞ şirketinin % 25’ni 350 bin dolara satarak özelleştirmişti. O zaman ana muhalefet partisi CHP’nin yavrusu SHP vardı. SHP bu özelleştirmenin anayasaya aykırı olduğunu ileri sürerek satışlın iptali için anayasa mahkemesine başvurmuştu. Anayasa mahkemesi bu satışı anayasaya aykırı bularak iptal etmişti. Gün geldi devran döndü. 1993 yılında seçim oldu. Seçim sonucu DYP ile SHP koalisyon kurularak SHP iktidar ortağı oldu. SHP İktidar ortağı olur olmaz hemen İPRAŞ’IN SATIŞI İÇİN ANAYASA MAHKLEMESİNE “İPTALİN İPTALİ İÇİN” dava açtı. Ve Anayasa mahkemesi iptali iptal etti. Ve bu sefer İPRAŞ’IN % 51 hissesi 700 bin dolara satıldı. Böylece devlet İPRAŞ üstündeki yetkisini kaybetti.

İkinci örnek ise bundan daha beter bir örnekti. O da Abdullah Gül'ün hatırlattığı Anayasa Mahkemesi'nin 2007'deki '367 Kararı' neydi?

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi ile ilgili kararını Twitter hesabından yaptığı açıklama ile eleştirdi.

Abdullah Gül, seçimin iptal edilmesini ve 23 Haziran'da yenilenmesini kararlaştıran YSK'yı eleştirirken, Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) 2007'deki "367 Kararı"na atıfta bulundu.

Sabih Kanadoğlu ve Yaşar Büyükanıt ne demişti?

2000 yılında 10. Cumhurbaşkanı seçilen Ahmet Necdet Sezer'in görev süresi 16 Mayıs 2007'de doluyordu.

TBMM'ye cumhurbaşkanlığı adaylığı için son başvuru tarihi 25 Nisan, ilk tur oylama günü ise 27 Nisan olarak belirlendi.

Anayasa'nın 102. maddesine göre cumhurbaşkanı seçilebilmek için, ilk iki turda nitelikli çoğunluk (367 oy), sonraki iki turda ise salt çoğunluk (276 oy) aranıyordu.

Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, 26 Aralık 2006'da Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazısında, 367'nin sadece karar yeter sayısı değil, aynı zamanda toplantı yeter sayısı olduğu görüşünü ortaya atmıştı. Kanadoğlu, oylamalara en az 367 milletvekilinin katılması gerektiğini, aksi halde sonucun geçersiz olacağını iddia etmişti.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ise TBMM'de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde "cumhuriyetin temel değerlerine sözde değil, özde sahip olan bir kişinin cumhurbaşkanı seçilecek olmasını" umduğunu söyledi.

CHP, AYM'ye başvurdu. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da aylarca süren spekülasyonların ardından aday olmamaya karar verdi. Erdoğan, Büyükanıt'ın sözlerinden birkaç gün sonra Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Meclis Grup Toplantısı'nda Gül'ün adaylığını şu sözlerle açıkladı.

"Yaptığımız değerlendirmeler neticesinde bir isim ortaya çıkmıştır. Bu isim de bugüne kadar beraber bu yılda olduğumuz, bu hareketi beraber kurduğumuz Abdullah Gül kardeşimdir."

İlk tur oylama 27 Nisan 2007'de yapıldı. Toplam 357 oy kullanılırken, Abdullah Gül 352 oy aldı. Oylamanın hemen ardından CHP "367 iddiasıyla" seçimi Anayasa Mahkemesi'ne götürdü.

Aynı günün akşamı Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine, daha sonra "e-muhtıra" olarak anılacak bir basın açıklaması konuldu.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) açıklamada "laikliğe aykırı" olduğunu belirttiği bir dizi olayı sıraladı ve cumhurbaşkanlığı seçiminde laikliğin tartışılmasını "endişeyle izlediğini" belirtti.

Seçimlerde laikliğin tartışma konusu yapıldığı ve Genelkurmayın bu konuda taraf olduğu vurgulandı.

AYM'nin '367 Kararı'

AYM 1 Mayıs'ta verdiği kararla, cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında Meclis Genel Kurulu'nda en az 367 milletvekilinin bulunması gerektiğine hükmetti ve Meclis'teki birinci tur oylamayı iptal etti.

Karar metni şöyleydi:

"1- 11. Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin ortaya çıkan Cumhurbaşkanı seçiminde toplantı yeter sayısıyla ilgili TBMM'nin 27.4.2007 günlü 96. birleşimindeki oylamaya ilişkin kararın bir içtüzük değişikliği niteliğinde görüldüğü, bunun da anayasaya aykırı olduğu Haşim Kılıç ve Sacit Adalı'nın karşı oyu ve oy çokluğuyla,

2- İçtüzük değişikliği niteliğinde görülen TBMM'nin söz konusu kararının yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir."

6 Mayıs'ta yapılan iki yoklamada da, CHP milletvekilleri Genel Kurul salonuna girmedi, toplantı yeter sayısı (367) bulunamadı, 11. Cumhurbaşkanı seçilemedi.

Anayasa Mahkemesi’nin 2007 yılındaki haksız “367 Kararı” karşısında ne hissettiysem, başka bir yüksek mahkeme olan Yüksek Seçim Kurulu’nun dün aldığı kararı duyunca aynı duyguları yaşadım. Yazık, bir arpa boyu yol alamamışız.

Abdullah Gül bilerek veya bilmeyerek böyle saçma sapan demeç ve Twitter atarak CHP’nin değirmenine su taşıyor. Bu da yetmiyormuş gibi sansar tihniyetini oynuyor.

Ama “KESER DÖNER SAP DÖNER BİRGÜN GELİR BÖYLE HESAP DÖNER” Artık CHP’nin bağırıp çağırmasına kimse aldırmıyor. CHP’nin yıllarca İnkılâp, devrim, Laiklik, Özgürlük, anayasal kurumlar diyerek bu dövmesi 15 Temmuz 2016 Cuma günü son bulmuştur. Bu millet 1950’den beri yerli politikacı istiyor.Önümüzde 23 Haziran 2019 Pazar günü yapılacak Büyükşehir belediye başkanlığı da yerlilerle yabancılar arasında olacaktır.SELAM VE DUA İLE.